“Demokratikleşme Paketi AKP’nin Piyasacı-Muhafazakâr ve Otoriter Hegemonyasını Güçlendirme, Toplumu Dini Referanslarla Hizaya Sokma Projesidir!”

Bilindiği gibi Başbakan geçtiğimiz günlerde “sürprizlerle dolu” Demokratikleşme Paketini açıkladı. Peşinen eleştirmeyelim diye söylediği “Dağ Fare Doğurdu” diyecekler sözünü bile söyleyemediğimiz için diyoruz ki; “Dağ fare bile doğurmamıştır”. Her haliyle AKP’nin Piyasacı-Muhafazakâr ve Otoriter Hegemonyasını Güçlendirme, Toplumu Dini Referanslarla Hizaya Sokma Projesi olan bu “demokratikleşme paketi” AKP ve Erdoğan zihniyeti ile ülkenin gerçekten demokratikleşmesinin mümkün olmadığının belgesidir.

 

 

 

 

Geçtiğimiz yıl eğitimde 4+4+4 dayatması ile eğitim sistemini kelimenin tam anlamıyla büyük bir kaosun içine iten AKP Hükümeti’nin, eğitimin içeriğini dinselleştirme ve toplumu muhafazakârlaştırma yolunda yaptığı onca düzenlemeye ek olarak “demokratikleşme paketi” ile getirmiş olduğu kılık kıyafet düzenlemesindeki “Türban”dan ibaret bir özgürlük anlayışı, toplumu bölen ve birbirine ötekileştiren bir uygulama olacaktır ve deyim yerindeyse Başbakan “ateşle oynamaktadır”. Çünkü Başbakan; toplumu AKP’li olanlar ve olmayanlar olarak ikiye bölmekte, kendinden olana eşitlik, özgürlük; kendinden olmayana ise türlü zulüm biçimlerini reva görmektedir.

 

 

 

Eğitim Sen olarak, yurttaşlarının cinsiyetinden giyim tarzlarına, yaşam tarzından inancına kadar herkese ve her şeye müdahale edebilme, her türlü özgürlüğü yasaklarla kısıtlayabilme ve kendisinden olmayanı ötekileştirme gücünü kendinde gören bir hükümetin, özgürlük ve eşitlik gibi kavramlarla adının yan yana anılmasının dahi taşıdığı tezatlığın altını çiziyoruz.

 

 

 

“Dini inancının gereğinin yerine getirilmesinin engellenmesini de ceza kapsamına alıyoruz. Dini ibadet ve ayinlerin bireysel olarak engellenmesini bu kapsama alıyoruz” diyen Başbakan, ezilen inanç gruplarının ve cinsel kimliklerin adını anmadan yaptığı “ayrımcılığa karşı” mücadele vurgularıyla yine İslamcı tabanı ve uygulamaları toplumun geneline karşı dokunulmaz kılıyor. Toplumun geri kalan kesimlerini de bu dokunulmazlığa “saygı” duymaya çağırıyor.

 

 

 

Yine eğitimin bileşenlerine bile sormadan eğitimde “ümmetçi” bir anlayışı topluma dayatmanın şekilsel kodlarını ortaya koyuyor. Bunu da demokratikleşme diye topluma yedirmeye çalışıyor, toplumu bir kez daha kutuplaştırıyor.

 

 

 

Ancak devletin tüm gücünü ellerinde bulundurmalarına rağmen mağdur söylemine yaslanmayı alışkanlık haline getirenlere ve toplumu kutuplaştıranlara pirim vermeyeceğiz. Çünkü artık zulmün, zorbalığın ve talanın arkasında kimin elinin olduğu herkes tarafından çok iyi bilinmektedir!

 

 

 

Bu açıdan “Demokratikleşme Paketi”ne çokta şaşırmadık; bugüne kadar ülkeyi piyasacı-muhafazakâr ve otoriter hegemonyalarını güçlendirmek için “ben yaptım oldu” zihniyetiyle yönetenlerden daha fazlasını elbette beklemiyorduk. Ancak bu paketten demokratik hak ve özgürlükler çıkacağını umut edenlere veya hala “yetmez ama evet” mantığıyla acaba bir şey çıkar mı diye paketi eşeleyenlere ise çok şaşırıyoruz.

 

 

 

Demokrasiyi:

 

1. Klavyedeki birkaç harfe indirgeyen,

 

2. Bir üniversitenin adını Hacı Bektaşi Veli koymayı demokrasi olarak sunan,

 

3. Birkaç arazinin mülkiyetini değiştirmeyi çoğulculuk sanan,

 

4. Anadil tercihlerini bile özel-devlet ayrımı yaparak parası olanı ön plana çıkartan

 

piyasacı bir zihniyetten, hala demokrasi adına medet umanları gördükçe şaşırmanın da ötesinde, umudumuzu kaybetmemek için olağanüstü çaba sarf etmek zorunda kalıyoruz.

 

 

 

Bu paket esasen seçim sisteminin iktidardaki parti lehine yeniden ve daha güçlü biçimde meclisi ele geçirmesi için seçim barajlarını yeniden düzenleyen bir aldatmacadan ibarettir. Genel Seçimlerin en adaletsiz unsurlarından biri olan yüzde 10 barajına alternatif olarak sunulan her iki seçim sistemi de seçmenlere “kırk katır mı kırk satır mı” demekten öte bir anlam taşımıyor.

 

 

 

Demokrasiyi soyut bir haklar veya birkaç kesime bahşedilen özgürlükler üzerinden tanımlayan askeri darbe felsefesinin ülkeyi getirdiği nokta işte budur; AKP’nin İleri(!) Demokrasisi.

 

 

 

Bu pakette emekçiler yoktur. Bu pakette, ezilenler, dışlananlar, yok sayılanlar kısacası “halk” yoktur. Dolayısıyla eşitlik, özgürlük, adalet ve demokrasi yoktur! 12 Eylül 1980 askeri darbesinin bütün anti-demokratik miraslarına AKP hükümeti bizzat sahip çıkmakta olduğunun da göstergesidir. AKP hükümetinin en temel demokratik tepkiler ve barışçıl eylemler karşısında, devletin bütün baskı ve zor aygıtlarını devreye sokarak acımasızca saldırması, son birkaç ay içinde daha 20`li yaşlarda olan 7 gencimizin "devlet terörü" ile yaşamdan koparılması, aradan 33 yıl geçmiş olmasına rağmen katil ve işkenceci zihniyetin aynen sürdüğünü göstermektedir.

 

 

 

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Çanakkale Şubeler  olarak; AKP eliyle yürütülen her türden gericiliğe, ırkçılığa ve sömürüye karşı eşitliğin, barışın ve kardeşlik düşüncelerinin hâkim olduğu özgür ve demokratik bir Türkiye’yi kurma mücadelesini gezi direnişinin ruhuyla ve halkımızla birlikte kararlılıkla sürdüreceğiz. Türkiye’yi AKP karanlığına teslim etmeyeceğiz.

 

 

 

                Bu düşüncelerden hareketle KESK üyeleri pazartesi gününden (7 Ekim 2013) itibaren, AKP’nin tek tipleştirme çabasını ve kılık kıyafet özgürlüğü kisvesi altında kamuda türbanın dayatılmasını protesto etmek için, iş yerlerine serbest kıyafetle gideceğiz.

 

 

 

Çanakkale Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK)

 

 Dönem Sözcülüğü