Asi Kadın Uslu Kadına Karşı… Hangisi İyi?

Kızların eğitime erişiminde kimi ilerlemeler kaydedilmekle birlikte, eğitim sisteminin barındırdığı çok katmanlı ve çok boyutlu eşitsizlik ve ayrımcılık sürüp gidiyor. Müfredatlar cinsiyetçilikten arındırılsa bile (ben arındırılabildiğini düşünmüyorum) gizli müfredat, ‘’iyi, sessiz ve başarılı kız’’ ve ‘’sert, asi ve delikanlı’’ gibi basmakalıp imajlarla, okul söyleminde, bazı öğretmenlerin tutumunda, okuldaki kültürel ortam ve etkinliklerde ve en önemlisi, aile ve okul dışındaki çevrede açığa çıkıyor.

 

 

Eşit eğitim fırsatlarının sağlanması ile hedeflenen işlere erişimde cinsiyet eşitliğinin sağlanabileceğine inananlar olduğu gibi eşitliğin her zaman adaleti sağlamadığına inananların da olduğu bir gerçektir.

 

Üzülerek farkında olduğum en önemli konu, daha doğar doğmaz üzerimize yapıştırılan iyi, sessiz ve başarılı kız rolünün (toplumsal cinsiyet rollerimiz) yetişkin kadınlar olarak çoktan karşı çıkmamız gereken en önemli nokta olmasını gözden kaçırmamız. Ben toplumsal cinsiyetimi fark ettiğimden beri elimden geldiğince iyi, sessiz, hanım hanımcık, on parmağında on marifet kadın olmayı bıraktım.

 

Evet, beceriksiz, isyankar, inatçı, geçinmesi zor… ne eklerseniz ekleyin  umurumda değil. Ama bir şey olmaktan olmaya çalışmaktan asla vazgeçmedim: İnsan olmaktan.

 

Kapitalist sistem yaşama ait hemen her şeyden beslenme olanağı yaratır kendine. Bunlardan biri de kadın ve erkeği ayrıştırıp aralarına pek çok alanda derin uçurumlar açarken birbirlerini anlama olasılığını ortadan kaldırıp kaos ortamı yaratarak bu ortamdan kendine kar sağlamayı hedefler. Dünyadaki gelişmeleri, ülkemizdeki gelişmeleri izleme kısaca okuma alışkanlığı olan bir toplum olmak yerine TV’lerin pompaladığı evlilik, yemek, yetenek ve bilumum işe yaramaz, sadece sistemin bizi uyutma işini üstlenen programları izleyen bireyler olduğumuz sürece bu ayrımcılık sürer gider.

 

Bu durumun dinsel kültürümüzden kaynaklanabileceğini düşünenlere kötü bir haberim var: Hıristiyan veya Musevi toplumlarda durum daha parlak değil. Eğitim sistemi orada da “yuvayı dişi kuş yapar” ilkesiyle genç kızlara tek uygun meslek olarak ev kadınlığını öneriyor… Eğitimli ve kültürlü bir ev kadını!..

 

Bir de kadının kendi içinde kendi cinsiyetine karşı yaptığı ayrımcılık vardır. “Beyaz Kadın” değerlidir, düzgün bir ailesi, evi, arabası pek çok şeyi vardır. Ve o üstündür, bir üst sınıftandır yani. İyi bir eğitim almıştır hatta Üniversal eğitim almış, titiz, çalışkan, başarılı ve toplumun hatta kaynanasının bile takdirini kazanmış muhteşem bir annedir. Öteki kadın öyle midir? Asla, asla kıyaslanamaz. Eğitim almamış (sanki gerekli olanaklar sağlanmış da kendisi almamış), evi ev değil, aşı aş değil… sürer gider liste.

 

Bunun gibi, kadınların da kendi aralarında başka başka sınıfları vardır. Zaman zaman aynı gizli müfredatın ürünleri olduğumuzu hissetsek bile bu sadece bir histir. Görünmezdir, yani kanıtı yoktur. Biz de bunu kolayca yok sayabiliriz.

 

Türkiye’de kızların eğitimi Tanzimat’tan sonra gündeme gelebilmiş (1839). Ardından 1869 Maarifi Umumiye Nizamnamesiyle kızların

 

(6-12 yaş) ilköğretiminin zorunlu hale getirilerek genelleştirilmesi ve ortaokul düzeyinde okullar açılması yönünde düzenlemeler yapılmış. Cumhuriyetin eğitim ideolojisi her tür ve düzeyde, her iki cinse eşit eğitim olanakları sunma ilkesine dayanmaktadır. Ancak bu eşitlik ilkesi, eğitimin sunumundaki maddi koşulların yanı sıra kültürel ve ideolojik engellerle de sınırlanmıştır. Bu sınırlamalardan bir kaçı şöyledir: Sınırlı sayıdaki okul asıl olarak kent merkezlerinde bulunuyordu. Kırsalda yaşayanların erişimi mümkün değildi. Karma okulların açılması tutucu ailelerin kız çocuklarını okula gönderme oranını etkiledi. Kentli sosyal gruplardan ve sınıflardan kadınlar şanslı kesimi oluşturmuşlardır. Bu bize kadınların arasındaki eğitim eşitsizliğinin hem kültürel hem de ekonomik alandan kaynaklı olduğunu da göstermektedir.

 

Cumhuriyet reformlarının siyasal ve medeni haklarını tanıyarak kadının siyasal alana çıkmasının önünü açtığını, ancak ataerkinin ev içi ve toplumsal meşruiyetinin sorgulanmasında aynı ölçüde başarılı olmadığını görüyoruz. Yani reformlar ailedeki cinsel işbölümü ve güçler dengesini tamamen dönüştürmeden ataerkil ailenin modernleşmesini sağlamıştır diyebiliriz. Bu, eğitimde iki önemli sonuca ulaşılmasını sağlamıştır. Birincisi, orta öğretimde her iki cins için farklı yetiştirmeyi gündeme getirmiştir. Böylece eşit ve karma eğitim ilkelerine dayalı eğitim reformu, kız ve erkek teknik öğretim okulları olup ayrılarak delinmiştir. Bu durum kızlar için eğitim işlevi görmüştür. İkincisi, tüm düzeydeki okullara ataerkil ailedeki güç dağılımı ve ev kadınlığı ideolojisinin yeniden üretiminde önemli bir rol verilmiştir. Aslında modernleşme sürecine geçiş eksik ve yanlış olmuştur. Bugün bunun sancılarını sadece kadınların değil kültürün ve eğitimin çocuklarımızı büyütmede taşıyıcısının kadın olduğu düşünüldüğünde (çocuğu anne büyütür ya ondan) tüm toplumun çektiğini görmezden gelemeyiz. Cumhuriyet reformlarının kadın hakları konusunda çok önemli gelişmelere katkıda bulunduğunu tekrar tekrar vurgulayarak, kadının ailedeki konumunu kökten değiştirmekten çok yeniden tanımlamış olduğunu da belirtmek isterim.

 

MEB’in 9 Mayıs 1947 tarihli genelgesi Köy Enstitülerinde kızları karma eğitimden çekerek, kız öğrencilerin ‘’ev kadını’’, ‘’ köy anası’’ olarak yetiştirilmelerini önermiştir.

 

7.Milli Eğitim şurasında kız ve erkek teknik öğretimin amaçları şöyle belirlenmiştir.

 

Kız Teknik Öğretim, milli kültürü benimsemiş, aile ocağına bağlı, evinin ihtiyaçlarını beceriklilik ve uyanıklıkla karşılayabilen iyi zevceler ve bilgi ve şefkatli anneler yetiştirmeyi hedeflemektedir.

 

 

 

 

 

Erkek Teknik Öğretim, memleketimizin ekonomik ve endüstriyel bakımdan gelişmesini sağlayacak alanda bilgi, istidat ve kabiliyetlere göre meslek sahibi iyi birer üretmen yetiştirmeyi hedeflemektedir.

 

15 şubat 1962 de 7. Şura yapılmış. O günden bu güne, 50 yıl  geçmiş aradan. Anlayışımızda, idrakimizde kız çocuklarının eğitime adil bir şekilde katılmasında, kızların hanım hanımcık, becerikli anneler olmak üzere programlanmalarında bir değişiklik var mı?

 

O zaman Eğitimsen doğru noktaları vurguluyor ve doğru mücadeleler gerçekleştiriyor.4+4+4 Eğitim yasasında göstermiş olduğu tepkiyi ve söylediklerinin gün be gün nasılda gerçekleştiğini gözlemlemişsinizdir herhalde. Mesela Çanakkale’nin çeşitli ilçe ve beldelerinde kız çocuklarının AÇIKOKUL’a kaydettirilerek sıcacık ve güvenli şekilde okullarında öğrenme ve eğitim alma haklarını kullanacakken kışı zeytin toplayıcısı olarak geçirdiklerini( aile bütçesine katkı için çalıştırıldıklarını) biliyormusunuz? Kadın hakları mücadelesi kutlamalarla anılamayacak kadar büyük ve derin bir konudur. At gözlükleriyle mücadele olmaz.

 

 Mücadelemize pembelerinizi çıkarında gelin çünkü insanlar sadece pembe değil başka renkleri de tercih edebilirler.

 

 

 

 

 

 

 

Özlem Ergun Açanal

 

EğitimSen Çanakkale Şubesi

 

Kadın Sekreteri