DOÇENTLİK ÜNVANI NASIL ALINIR VE NE ANLAM İFADE EDER?

 

Değerli Basın Emekçileri ve Çanakkale Kamuoyu

DOÇENTLİK ÜNVANI NASIL ALINIR VE NE ANLAM İFADE EDER?

            Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (EĞİTİM SEN) herhangi bir konuda etkinlik yaparken veya görüş bildirirken yüz (100) yılı geçen bir emeğin birikimi ve sorumluluğu ile davranmaktadır. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) ve çalışanlarının daha iyiye gitmesi konusunda her çabanın içinde olduk.

Bu sorumluluğun bir başka boyutu olarak da yapılan her türlü haksızlığın karşısında durduk. EĞİTİM SEN olarak önceliğimiz bu sorunların doğrudan ÇOMÜ rektörlüğü makamına taşınarak çözülmesidir. Son dönemde ÇOMÜ rektörlüğünden istediğimiz hiçbir randevu talebine olumlu yanıt verilmedi. Bizler de EĞİTİM SEN olarak ÇOMÜ akademisyenlerinin özlük haklarında kayıplara neden olan uygulamanın düzeltilmesi amaçlı olarak basın ve kamuoyu ile görüşlerimizi paylaştık. Bu çabamız karşılığında yapmaya çalıştığımız katkı nedeniyle teşekkür beklerken “üniversite” ortamına hiç yakışmayan bir tarzda açıklamalar ile karşılaştık. ÇOMÜ tarafından yapılan; en iyimser değerlendirmeyle bilgi eksikliği ile akademik ortamın yeterince bilinmemesi kaynaklı ve hoş olmayan bir üslup ile yapılan açıklamalar konusunda söylenecek pek çok şey var. Bununla birlikte bu açıklamamızda konunun bir kısmını paylaşmak istiyoruz.

 

 

 

Ülkemizin dünya bilim tarihine katkısının istenilen düzeyde olmadığı herkesin bildiği bir gerçek olarak karşımızdadır. Bedellerini günlük hayatımızda fazlasıyla ödediğimiz bu olgunun nedenlerini anlamaya çalışmak, tezlere konu olacak kadar nitelikli ve kapsamlı çalışmaları gerektirebilir. Ancak kısaca özetleyecek olursak; Dünya Bilim ve Teknoloji Tarihine yeterince ilgisi ve katkısı olmayan bir toplumun akademik hayatla ve bu hayatın ahlaki değerleriyle ve hatta akademik özlük haklarıyla ilgilenmesini beklemek nafile umuttur. Bunu günümüz akademik birim yöneticilerinin yazılı veya sözlü olarak yapmış oldukları açıklamalarından da anlayabilirsiniz.

 

 

 

Bugün itibarıyla herhangi bir lisans programını bitiren bir insanın bulunduğu alanda ciddi oranda işsizlik kaygısı veya idealizmi yoksa akademisyen olmasını özendirecek hiçbir maddi gerekçesi bulunmamaktadır. Son yıllarda bazı bilim dallarında gençler artık başka iş bulamadıklarından akademisyen olma(!) yolunu seçmektedirler. Hele doçentlik sınavı gibi maddi manevi birçok engeli aşmak zorunluluğu, insanlara niçin bu zahmete katlanayım sorusunu haklı olarak sordurmaktadır. Çünkü doçentlik sınavı aslında lisans döneminden, hatta lise eğitiminden başlayan uzun bir maratonun sonunda ulaşılabilen ve manevi tatminlerden başka pek de maddi kazancı olmayan bir hedeftir. Her şeye rağmen ülkemizde bu manevi tatminden mutlu olup, bilimsel değer üretmeye çalışan bilim insanları yaşam mücadelesi vermeye devam etmektedirler. Ülkemizde doçent unvanı diğer tüm akademik unvanlardan farklı olarak ÜAK (Üniversiteler Arası Kurul) tarafından düzenlenen ülke çapında merkezi bir organizasyonla verilmektedir. Yani doktor ve profesör unvanları ülkemizde üniversitelerin kendi ilgili birimleri tarafından verilirken doçent unvanı çok daha zor ve daha merkezi bir organizasyonla verilmektedir. Bu nedenle ülkemizin pek çok üniversitesinde yardımcı doçent ve profesör sayısından çok daha az doçent bulunmaktadır. Doçentlik diğerlerine nazaran geçilmesi daha zor bir kapıdır. Üniversite yöneticilerinin sübjektif tercihleri nispeten daha az rol oynar. Doçentlik sınavı ve unvanının bu nedenle akademisyenlerin hayatında önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu sınav tanımlanmış birçok engelin aşılmasını gerektirmektedir. Öncelikle yabancı dilinizin yeterli olduğunu YÖK tarafından tanımlanmış sınavlara girerek ispat etmelisiniz. Bu sınavı geçmek için orta öğreniminizden itibaren iyi bir yabancı dil eğitimi almış olmanız gerekmektedir. Ancak ülkemizde devlet okullarında yabancı dil eğitiminin durumu ortadadır. Bu nedenle yabancı dili yeterli olmayan akademisyen adayları lisans eğitiminden itibaren okullarından ya da sosyal hayatlarından ayırdıkları zamanları yabancı dil açıklarını kapatmak için harcamaktadırlar. Bu konuda kurslara harcanan paralar da işin not düşülmesi gereken bir başka yanıdır.

 

 

 

Doktora ya da tıpta uzmanlık eğitimini tamamlayan ve dil bariyerini aşmış akademisyenlerin karşısına Üniversiteler Arası Kurul’un (ÜAK) belirlediği aşılması gereken bazı kriterler çıkmaktadır. Bu kriterler her bilim alanı için ayrı olmakta ve kriterleri geçemeyenler zaten doçentlik sınavına başvurma hakkını bile elde edememektedirler. ÜAK’ın minimum kriterlerini aşan doçent adayları kendi alanlarında belirlenen jüriye dosyalarını sunarlar. Bu süreçte dosyaların sınava girilen alanda bilimsel değerinin yeterli olup olmadığı, o konuda kendini bilimsel olarak ispatlamış olup olmadığı jüri tarafından incelenir. Yapılan değerlendirme sonunda adayın dosyası yeterli görülebildiği gibi dosyasının bilimsel değerini güçlendirmesi için biraz daha zaman da verilebilir. Bu aşamayı geçen adaylar, aynı jüri önünde sözlü sınava çağrılır. Bu sınavda yeterli görülenlere jüri tarafından bir seremoni ile doçentlik unvanı takdim edilir. Sınava girilen alanın bilim uzmanı olan kişi o günden itibaren doçent unvanını kullanmaya hak kazanır. Bu aşama bilim insanını teşvik etmek için verilen payedir. Hiçbir maddi getirisi olmadığı halde sadece doçentlik sınavının maliyeti aday için en az bir doçentlik maaşı kadar olabilmektedir. Bu yüzden “kısa yoldan kazanç” kapılarının kutsandığı günümüzde herhangi bir bilim alanında doçent olmak için uğraşmak aslında şapka çıkartılması gereken bir özveriyi de gerektirmektedir.

 

 

 

Doçentlik unvanını alan kişinin en büyük beklentisi bu unvanın üniversitesi tarafından da takdir edilmesidir. Ülkemizdeki akademisyen sayıları ve özellikle taşra üniversitelerindeki doçent ve profesör sayıları düşünüldüğünde; aslında doçentlerin üniversitelere değil üniversitelerin doçentlere ve profesörlere ihtiyacı bulunmaktadır. Ancak YÖK tarafından üniversitelere kalitelerini arttırmak amacıyla doçent ve profesörleri atama sırasında kriter belirleme yetkisi verilmiştir. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinin internet sayfasında “Öğretim Elemanı Kadrolarına Başvuru, Görev Süresi Uzatımı ve Performans Değerlendirme Kriterleri” adı altında profesör, doçent ve yardımcı doçent kadrolarına atanmak için bazı kriterler belirlenmiştir. Doçentlik sınavını aşmış adayların tamamına yakını aslında bu kriterleri zaten kolaylıkla yerine getirmektedir. Hatta bazı doçentler doçentlik sınavından kısa bir zaman sonra üniversitemizin profesörlük kriterlerini bile aşabilmektedir. Bu durum pek çok bilim dalında doçentlik unvanını alan akademisyenlerin üniversitemiz bakımından geçmesi gereken tüm engelleri aştığı anlamına gelmektedir.

 

 

 

Hâl böyleyken, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörlüğü 17.09.2012 tarihinde yaptığı kamuoyu açıklamasında “DOÇENT UNVANI, KADRO İLE KARIŞTIRILMAMALIDIR” başlığı altında şu açıklamayı yapmaktadır:

 

Bir kişi 1 yılda bir kadroya geçebilirken, bir başkası için bu süre birkaç yıl, hatta çok daha uzun bir süre de olabilir. Hatta belli kriterleri sağlayamaması halinde kişiler yardımcı doçentlik kadrosundan emekli de olabilirler. Bunu çok iyi bilmesine rağmen Eğitim-Sen’in konuyu istismar etmesi apaçık bir çarpıtmadır.”

 

 

 

Ülkemizde Doçent unvanı almanın koşulları yukarıda açıklanmıştır. Bu şartlar ÜAK tarafından belirlenmiş yasal kriterlerdir. Bu kriterleri aşabilen herkes kendi alanının doçenti olduğunu bilimsel ve yasal zeminde kanıtlamaktadır. Üniversite yönetimlerine düşen görev uzunca bir yolu aşarak maddi ve manevi birçok özveride bulunan ve üniversitesinin de bilimsel kriterini aşan öğretim üyesine hak ettiği kadroyu vererek onurlandırmaktadır. Öğretim üyesi sadece bu onurdan mutlu olabilen mütevazi insandır.

 

 

 

Doçent kadrosunu alamayan öğretim üyeleri, kadronun gereği olan özlük haklarını kullanamamaktadırlar. Bu durumun pratikte yansıması doçentlerin hak ettikleri maaşı alamamasına neden olmaktadır. Böylece üniversite yönetimi bazı öğretim üyelerine yasa dışı maaştan kesme cezası uygulamaktadır.

 

 

 

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nin şu anda görevde bulunan yönetimi bazı öğretim üyelerine birkaç hafta içinde hak ettiği kadroları verirken, bazılarını yıllarca bekletmek gibi hiçbir akılla açıklanamayacak uygulamalara imza atmaktadır. Üniversite yönetimi 17.09.2012 tarihinde yaptığı yazılı açıklamada bunun gerekçesini itiraf etmiştir. Çünkü bu açıklamaya göre yönetim ÜAK’un kriterleri ve kendi resmi internet sitesindeki kriterleri dışında “belli kriterler” belirlemiştir. Kamuoyuna duyurulmayan bu “belli kriterler”in ne olduğu belli değildir. Bugüne kadar doçentlik unvanını alan öğretim üyelerinin ne kadarının bu “belli kriterleri” yerine getirmediği ise açıklanan listede bellidir. Ya da yıllarca kadro için bekleyen hatta yardımcı doçent olarak emekli olacak olan doçentlerin bu “belli kriterler”den” hangisini yerine getiremediği bilinmemektedir. Bu durum ahlâki değerlere sığmamakta ayrıca suç teşkil etmektedir. Çünkü her vatandaşın yasalar karşısında eşit haklara sahip olması Anayasamız tarafından güvence altına alınmıştır. Üniversite yönetimi, içeriğinin ne olduğu belli olmayan bu “belli kriterleri” uygulayarak Anayasanın eşitlik ilkesini alenen ihlal etmektedir. Bu nedenle üniversite yönetimini Doçentlik atamalarını yaparken hangi “belli kriterlere” göre karar verdiğini kamuoyuna ve akademisyenlere açıklamaya ve Anayasa dışı bu uygulamadan derhal vazgeçmeye davet ediyoruz.

 

 

 

            EĞİTİM SEN olarak gündeme getirdiğimiz konular ile bilim ve eğitim konularının isteyen her yetkili ile kamuoyu önünde tartışmaya hazırız. Gündeme getirdiğimiz konuların hukuk, akademik etik ve evrensel üniversite anlayışı bakımından sonuna kadar arkasındayız. Kamuoyuna da konuları bu ülkenin kuruluş felsefesi olan hukuk, evrensel değerler ve “bilimin yol göstericiliğinde” değerlendirmeye çağırıyoruz.

 

 

 

Çanakkale EĞİTİM-SEN Şube Yürütme Kurulu