12 Eylül Düzeni, AKP İktidarı İle Devam Ediyor!

12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden, 32 yıl geçti. 12 Eylül 1980 ve sonrasında yaşanan acılar ve 12 Eylül`ün bıraktığı izler, aradan 32 yıl geçmiş olmasına rağmen hala silinmemiştir. 12 Eylül ile yaratılmak istenen düzen ve tüm toplumun hafızasına kazınmak istenen yönetim zihniyeti, bugün AKP iktidarı eliyle sadece biçimi değişmiş bir şekilde devam etmektedir.

 

 

AKP iktidarı, son yıllardaki uygulamalarıyla 12 Eylül`ü aratmayan, hatta Özel Yetkili Mahkemeler (ÖYM) ve Özel Yetkili Savcılıkları (ÖYS) kullanma bakımından 12 Eylül`ü bile geride bırakmış bir pratik içine girmiştir. Özellikle son yıllarda toplumun örgütlü ve muhalif güçlerine yönelik olarak başlatılan "operasyonlar", tıpkı 12 Eylül`de olduğu gibi sendikacıların evine yapılan "şafak baskınları", soyut suçlamalarla gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklamalar, 12 Eylül düzeninin bugün AKP eliyle devam ettirildiğinin somut kanıtlarıdır.

 

12 Eylül`de yasama, yürütme ve yargı, beş kişilik darbe cuntasının elindeyken, günümüzde yürütme gücünü elinde tutan AKP, yasama organı olan TBMM`deki çoğunluğu ile istediği kanunları çıkarmış, yargı organlarındaki yoğun siyasal kadrolaşma sonucunda yargıyı da tümüyle kendi denetimine almıştır. Bu şekilde tıpkı 12 Eylül darbesi sonrasında olduğu gibi yargıyla yürütmenin, yürütmeyle yasamanın ayrılığı ve birbirini denetleme imkanı fiilen ortadan kaldırılmıştır. AKP Hükümetinin darbe döneminden farklı olarak "Seçimle gelen bir meclise dayanıyor" olması, açıktır ki sistemin "tek parti diktatörlüğü" biçiminde işlemesini gerektirmemektedir.

 

Türkiye 12 Eylül darbesinin üzerinden 32 yıl geçmiş olmasına rağmen, 12 Eylül ile hesaplaşacağı iddiası ile yola çıkmıştır. Ancak AKP`nin 10 yıllık iktidar pratiği, 12 Eylül darbecilerini bile gölgede bırakmıştır. Türkiye uzunca bir süredir 12 Eylül`ü aratmayan pek çok uygulamayla karşı karşıyadır;

 

- AKP iktidarı ile toplumun özellikle örgütlü ve muhalif güçleri, çeşitli adlar altında yaşanan gözaltı ve tutuklama operasyonları ile sindirilmeye çalışılmış, tüm toplum 12 Eylül`ün yarattığı korku atmosferine mahkum edilmek istenmiştir.

 

- 12 Eylül döneminde muhalif kurum ve sendikalara yönelik baskılar, bugün AKP iktidarı eliyle sürdürülmekte, KESK ve KESK`e bağlı sendikalara yönelik olarak aralıksız yürütülen baskı ve sindirme politikaları devam etmektedir.

 

- 12 Eylül darbesi sırasında DİSK genel merkezi basılıp, sendikacılar gözaltına alınırken, 32 yıl sonra aynı zihniyet KESK ve KESK`e bağlı sendikaların genel merkez ve şubelerini basmış, sendikacıları evlerinden gözaltına almış ve tutuklamıştır.

 

- 12 Eylül sonrasında eğitim sisteminde benimsenen "Türk-İslam sentezi" anlayışı, bugün 4+4+4 modeli üzerinden "Dindar ve kindar nesil yetiştirmek" hedefi ile sürdürülmektedir.

 

- 12 Eylül darbesi sonrasında dünyada en çok siyasi tutuklu olan ülke Türkiye iken, darbeden 32 yıl sonra, dünya üzerindeki 33 bin siyasi tutuklunun üçte biri Türkiye`dedir. Türkiye AKP iktidarı ile bir kez daha dünya üzerindeki en çok siyasi tutuklunun olduğu ülke haline gelmiştir.

 

- Milletvekillerinin, belediye başkanlarının, gazetecilerin, yazarların, sendikacıların, soyut suçlamalarla uzun süre tutuklu kalması 12 Eylül düzeninin sürdüğünün en somut kanıtlarından birisidir.

 

- 2012 itibariyle cezaevlerinde 12 Eylül döneminden daha fazla gazeteci bulunmakta, basın yayın ve düşünceyi ifade özgürlüğünün kapsamı sürekli olarak daraltılmaktadır.

 

- 12 Eylül`ün 32. yılında binlerce üniversite öğrencisi cezaevindedir. Yine binlerce öğrenci düşüncelerini ifade ettiği ya da basın açıklamalarına katıldığı için soruşturma yaşamakta, okuldan atılmaya kadar varan cezalar almaktadır.

 

- 12 Eylül döneminde bile, varlığı dahi kanıtlanamayan "gizli tanık"larla binlerce insan yargılanmamıştır. AKP iktidarı döneminde sadece "gizli tanık" ifadesiyle yüzlerce insan suçlanmış ve tutuklanmıştır.

 

- Tıpkı 12 Eylül döneminde olduğu gibi, AKP iktidarı döneminde de uzun tutukluluk süreleri, fiili olarak cezalandırma haline gelmiştir.

 

- 12 Eylül darbesi sonrasında 1402 ile binlerce bilim insanı üniversiteden uzaklaştırılırken, bugün sırf yazdıklarından ya da verdiği derslerden dolayı tutuklanan, soruşturmaya uğrayan, işten atılan bilim insanları bulunmaktadır.

 

12 Eylül düzenini en çok hatırlatan dönem, AKP iktidarının "ustalık dönemi" olmasına rağmen iktidarın, bugün 12 Eylül`ü yargı önüne çıkarmakla övünmesi büyük bir kandırmacadır. Türkiye`nin 12 Eylül düzenini yaşadığı koşullarda 12 Eylül`ün gerçek anlamda yargılanması mümkün olabilir mi? 12 Eylül`cülerin izinden gidenlerin 12 Eylül`ü yargılaması gerçek bir yargılama olabilir mi?

 

Geçmişinde kanlı askeri diktatörlükler bulunan çoğu ülke, askeri darbeleri ve darbecileri yargı önüne çıkararak, işledikleri suçlardan dolayı yargılayarak geçmişleri ile yüzleşmişlerdir. Türkiye 12 Eylül darbecilerini ve onların izinden gidenleri yargılamadığı, o düzenin yarattığı tüm yasak ve kurumları ortadan kaldırmadığı sürece darbelerle hesaplaşmış sayılmayacaktır.

 

Demokratik bir ülkede yaşamanın öncelikli koşulunun örgütlü olmaktan geçtiği bugün dünyanın her yerinde kabul görmüş evrensel bir gerçektir. Türkiye`de, çalışma yaşamı başta olma üzere pek çok alanda örgütlenme hakkına yönelik yasal ve fiili uygulamalardan kaynaklı engeller hala varlığını sürdürmektedir.

 

Topluma karşı suç işlemiş, işkencelerde ve idam sehpalarında insanların ölmesine neden olmuş olan dönemin tüm sorumluları gerçek anlamda yargılanmadıkça Türkiye`de demokratikleşmeden bahsetmemiz mümkün değildir. 32. yılında Türkiye`nin en karanlık dönemini ifade eden 12 Eylül ile hesaplaşmak, her türden gericiliğe, şovenizme, ırkçılığa ve emperyalizme karşı barışın, kardeşliğin, eşitlik ve özgürlük düşüncelerinin toplumda yaygınlaştırılmasından geçmektedir.

 

Çocuklarımıza, geleceğimize sahip çıkmak ve 12 Eylül mantığına karşı çıkmak için Rize, Batman, Muğla ve Çanakkale olmak üzere Türkiye’nin dört bir tarafından olmak üzere dört koldan yola çıktık. Dört koldan uğrayacağımız her yerde bilimsel, pedagojik ve yaşamsal gerçekleri haykırıyoruz. Türkiye’nin dört bir tarafından 4+4+4 ucubesine karşı 15 Eylül 2012 de Ankara Sıhhiye Meydanında olmak üzere Ankara’ya akıyoruz. Bu ülkeye demokrasi ve insan haklarını halkların kardeşliği ve desteğiyle bizler öğreteceğiz.

 

Bu haklı mücadelemizde Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu MYK Üyemiz Mustafa Ecevit’in ve diğer arkadaşlarımızın Diyarbakır yürüyüşü 12 Eylül uzantısı AKP’nin faşizan uygulamalarının örneği olarak saldırılarla başlamıştır.

 

Sendikamızın, 4+4+4 uygulamasına karşı görüşlerini dile getirmek ve kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla ülke çapında kollar halinde başlattığı yürüyüşün Diyarbakır koluna güvenlik güçleri tarafından saldırıda bulunulmuştur.

 

Güvenlik güçlerinin yürüyüşü engelleme girişimlerine karşı oturma eylemi yapan Eğitim Sen`lilere biber gazıyla müdahale edilmiş ve MYK üyemiz Mustafa Ecevit ve Diyarbakır Şube Başkanımız Kasım Birtek‘in de aralarında bulunduğu üyelerimiz Hikmet Korkmaz, İbrahim Çiçek, Kenan Kahraman, Ali Haydar Yıldız, Abdulsamet Zorlu, İrfan Deniz, Nihat Akgöl, Şenol Aslan, Siraç Çelik, Remzi İritaş Mustafa Can BES şube yöneticileri Murat Çelik ve Ekrem Uçar, SES Şube Sekreteri Ramazan Kaval gözaltına alınmıştır.

 

Demokratik hakkımızı kullanarak başlattığımız barışçıl yürüyüşümüze yapılan bu saldırı, hükümetin, eğitim sistemimiz, çocuklarımız ve ülke geleceğimiz açısından son derece zararlı sonuçlar verecek olan 4+4+4 uygulamasındaki anlamsız ısrarının ve demokratik barışçıl bir yürüyüşe bile ne kadar tahammülsüz olduğunun bir göstergesidir. Bu saldırının birinci dereden sorumluları, sendikamızı 4+4+4‘e karşı sürdürdüğü mücadelede kararlı olan sendikamızı hedef gösteren Başbakan Erdoğan ve Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’dir.

 

Bu yaklaşımı kınıyor ve arkadaşlarımız kararlı duruşumuz sonucu serbest bırakılmıştır. Bütün antidemokratik saldırı ve engellemelere rağmen Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Mustafa Ecevit başkanlığındaki yürüyüş kolumuz çocuklarımız ile geleceğimize sahip çıkma konusundaki karalığımızla yoluna devam etmektedir.

 

Şimdi çocuklarımıza ve geleceğimize sahip çıkma zamanıdır. Çanakkale halkını bu çocuklarımız, geleceğimiz, emek ve demokrasi yürüyüşümüzde yanımızda olmaya, 15 Eylül’de Anakara’da toplumsal duyarlılığımızı göstermeye davet ediyoruz. Bir an önce isminizi EĞİTİM SEN Çanakkale Şube’ye yazdırın ve Ankara’da Çocuklarımız ile Geleceğimize Sahip Çıktığımızı Haykıralım.

 

Çanakkale EĞİTİM SEN Yürütme Kurulu