BASKILAR BİZİ YILDIRAMAZ...

 

25 Haziran 2012 Pazartesi günü evlerine, işyerlerine, sendikalarına yapılan baskınlar sonucu aralarında Genel Başkanımız, sendikalarımızın yeni ve eski Genel Başkanları, Genel Sekreterleri, MYK üyeleri, Şube Başkanları ve üyelerimizin olduğu elli arkadaşımız gözaltına alınmıştır.

Özel Yetkili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin kararıyla yirmi sekiz arkadaşımızın tutuklanmasının ardından süreci değerlendirmek üzere 29.06.2012 Cuma günü olağanüstü toplanan KESK Genel Meclisi aşağıdaki tespit ve değerlendirmeleri yapmış, önümüzdeki sürece ilişkin tutumunu belirlemiştir.

KESK GENEL MECLİSİ OLAĞANÜSTÜ TOPLANTISI SONUÇ BİLDİRGESİ

AKP eliyle kurulan piyasacı-muhafazakâr “yeni” rejim, devletin faşist özelliğini de içinde barındırırken bütün toplumsal muhalefet hareketlerine baskı, sindirme ve etkisizleştirme politikaları uygulayarak gerçek yüzünü açık biçimde gösteriyor.

AKP’nin hâkim kılmak istediği “yeni” rejimde toplumsal muhalefeti canlı tutan siyasetçi, gazeteci, bilim insanı ve tüm kurumlar tehdit unsuru olarak görülmektedir. Bu “yeni” rejime karşı çıkan, hakları ve özgürlükleri için mücadele eden tüm hukuksuz saldırıların hedefi haline getirilerek etkisizleştirilmek, muhalif kesimlerin şahsında tüm toplum baskı altına alınmak istenmektedir.

Bu çerçevede rejime muhalefet eden kadınlar, gençler, aydın ve sanatçılar, gazeteci ve yazarlar, seçilmiş milletvekilleri ve belediye başkanları ile suyuna ve doğasına sahip çıkan köylüler zalimin zulmüne maruz kalarak tutuklanmakta, cezaevlerine doldurulmaktadır.

KESK; yoksulluğun, adaletsizliğin ve hukuksuzluğun hüküm sürdüğü, emeğin haklarının yok sayıldığı, demokrasiden, sendikal hak ve özgürlüklerden söz etmenin mümkün olmadığı bu ülkede, toplumun sesi ve vicdanı olarak yoksulluğa, adaletsizliğe, hukuksuzluğa karşı, emeğin haklarının geliştirilmesi için, demokrasi, sendikal hak ve özgürlüklerin daha fazla yaşam bulması için mücadele etmektedir.

KESK; kapı kulluğunu reddederek emeğin haklarını, grevli-toplu sözleşmeli sendikal yaşamı, insan hak ve özgürlüklerini, Kürt sorununun çözümünde geliştirilen savaş politikalarına karşı barışı, halkların kardeşliğini, eşit ve özgür bir arada yaşamı savunmakta, insanca yaşam mücadelesi vermektedir.

KESK; mücadeleci, örgütlü ve dinamik yapısı nedeniyle ezilenlerin, yoksulların, sömürülenlerin yani tüm toplumun sesi ve vicdanı olduğu için siyasi iktidar tarafından etkisizleştirilmeye çalışılmakta, kriminalize edilmek istenmektedir.  Kısacası KESK, kendisini var eden değerler ve bu değerlere bağlı kararlılıkla sürdürdüğü mücadelesi nedeniyle hedeftedir.

Roboski katliamı ile toplumun vicdanında mahkûm olan, emperyalistlerin Suriye politikalarının taşeronluğunu yaparken köşeye sıkışan AKP’nin yürüttüğü pervasız saldırılar düşünce ve örgütlenme özgürlüğüne saldırı boyutunu aşmış, yaşam hakkına müdahaleye dönüşmüştür.

Son yaşanan tutuklamalarla birlikte KESK’in toplam 69 yönetici ve üyesi tutuklu bulunmaktadır. Sadece son bir yıl içerisinde 54 yönetici ve üyemizin tutuklanmış olması KESK üzerinde yaratılan baskı ve kuşatmanın sistematik bir hal aldığını göstermektedir.

KESK Üzerindeki Baskı ve Kuşatma Neden Arttı?

KESK, 8 Ekim 2011 tarihinde mücadele arkadaşları olan DİSK, TMMOB ve TTB ile birlikte emek ve demokrasi güçlerinin de katılımıyla “İnsanca yaşam için; eşit, özgür, demokratik bir Türkiye” şiarıyla Ankara’da kitlesel katılımlı miting düzenlemiştir.

KESK, 3 Aralık 2011 tarihinde Emek ve Demokrasi Güçleri ile birlikte "Özel Yetkili Mahkemelerin ve Terörle Mücadele Yasasının kaldırılması, gözaltıların durdurulması, tutukluların serbest bırakılması" talebiyle ülke genelinde on binlerce insanın sokaklara çıkmasına öncülük etmiştir.

KESK, “Grevli-toplu sözleşme, Güvenceli istihdam, İnsanca yaşanacak temel ücret, Baskı-ceza ve sürgünlerin durdurulması, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması için” sağlık işkolunda örgütlü sendika ve meslek örgütlerinin oluşturduğu platformla birlikte 21 Aralık 2011 tarihinde grev yapmıştır.

KESK, bugün eğitim sistemini kaosa sürükleyen ve 4+4+4 olarak bilinen kız çocuklarının okullaşma oranını azaltarak çocuk gelinliğin ve çocuk işçiliğin önünü daha da açan, temel eğitimi dahi paralı hale getiren, gerici eğitim yasasına karşı 28-29 Mart 2012 tarihlerinde iş bırakmıştır. Tüm engellemelere, adı konulamamış “sıkıyönetim” uygulamalarına rağmen iki gün boyunca başta Ankara Kızılay meydanı olmak tüm yurdu direniş alanına çevirmiştir.

1 Mayıs’ta, KESK’in öncülüğünde Türkiye’nin dört bir yanında büyük bir kitlesellikle alanlara çıkan kamu emekçileri, kazanılmış haklarına yönelik saldırı girişimleri karşısında sessiz ve tepkisiz kalmayacaklarını göstermişlerdir

KESK, 23 Mayıs 2012 tarihinde “grevli toplu sözleşme, insanca yaşanacak bir ücret, güvenceli istihdam, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması, ücretlerimizin vergi artışından etkilenmemesi, kadın emekçilere pozitif ayrımcılık uygulanması ve baskıların son bulması için” iki milyon kamu emekçisinin greve çıkmasına öncülük etmiştir. AKP ve yandaşları tarafından oynanan kamu emekçilerini sefalete mahkûm eden toplu sözleşme oyununun deşifre edilmesini sağlamıştır.

KESK; siyasal iktidara sırtını dayayarak, yandaşlık anlayışı ile sendikal mücadele verilemeyeceğini ispat etmiş, grev hakkımızın kullanılmasıyla ilgili tartışmalara grev yaparak son vermiştir.

Bize yönelen son dönemdeki baskıların temel gerekçesinin KESK’in kararlı bir mücadeleyi yürütmekteki ısrarı olduğu anlaşılmaktadır. Birilerinin çok rahatsız olması verdiğimiz mesajların yerine ulaştığının göstergesidir!

İşte bu nedenle; üyelerinin hak ve çıkarlarını korumakla, geliştirmekle görevli her sendikanın, her konfederasyonun yapması gereken sendikal faaliyetlerimiz sorgulama konusu haline getirilmektedir.

“12 Eylül’le hesaplaşacağız”, “temel hak ve özgürlükler genişleten anayasa yapacağız, yargı paketleri hazırlayacağız” gibi toplumun gözünü boyamaya yönelik aldatmacalarına karşı gerçekler gün gibi ortadadır. 12 Eylül zihniyetinin ürettiği politikalarla serpilip-gelişenlerin bu zihniyetle herhangi bir sorununun olamayacağı, emek düşmanlığı konusunda darbe döneminin yönetimlerini bile gölgede bırakan bize yönelik uygulamalarından görülmektedir.

KESK’in bu faaliyetleri “Özel Yetkili Mahkemeler” devreye sokularak yargılanıyor. Bu süreçte toplumun ve kamu emekçilerinin taleplerini işyerlerinde ve sokakta mücadele ederek kamuoyu ile buluşturan KESK suçlu ilan edilmek isteniyor.

 

KESK Neden Sorgulanıyor?

KESK’in eylem kararlarını nasıl aldığı emniyet ve Özel Yetkili Mahkeme tarafından sorgulanıyor.

KESK aşağıdan yukarıya demokratik karar alma süreçlerini işleten bunu da tüzüğüne yazan bir emek örgütüdür. KESK’in mücadelesine yön veren Tüzüğünde yazan ilkeleridir, kongre ve meşru seçilmiş organlarının kararlarıdır. Bunlar sır değildir, bu durum herkes(!) tarafından bilinmektedir.

Nasıl ki; Türkiye çok kimlikli ve çok kültürlü bir toplumsal yapıya sahipse, KESK’ de, Türkiye’nin bütün renklerini içerisinde barındıran ve birini diğerine tercih etmeyen bir özelliğe sahiptir. KESK, siyasi düşünce, dil, din, mezhep, ırk ve cinsiyet ayrımı gözetmeden, farklılıkları zenginlik olarak görerek bütün kamu çalışanlarını emekçi kimliği ve ortak sınıf çıkarları etrafında buluşturmayı hedeflemektedir. Bunun için KESK Türk’tür, Kürt’tür, Çerkez’dir, KESK, İstanbullu, Samsunlu, Diyarbakırlı, Muğlalı, Hakkârili, İzmirli, Konyalı, Hakkârili, Ankaralıdır. KESK TÜRKİYELİDİR.

 

 

 

KESK KARARLILIKLA MÜCADELEYE DEVAM EDECEKTİR!

KESK, sendikal mücadelenin demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bir parçası olduğunu bilen kamu emekçilerinin mücadele örgütüdür. KESK, farklı siyasi düşünceden ve sendikal anlayıştan kamu emekçilerinin üye olduğu çoğulcu bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla dünyada ve Türkiye’de çokça örnekleri olduğu gibi aynı sendikal anlayışa sahip sendikal kadroların oluşturdukları platformlarda bir araya gelmesi, toplantılar yapması ve sendikal mücadeleye ilişkin düşüncelerini adlarını verdikleri yayınları da kullanarak sendikal kamuoyuna aktarması kadar doğal ve meşru bir tutum olamaz. KESK’in mücadelesini, kararlılığını güçlendiren bu yapılar tüzüğümüzdeki ilkeleri ve organlarımızın kararlarını yaşama geçirmek için ortak bir irade etrafında kenetlenmişlerdir.

KESK, yürüttüğü onurlu mücadele ile kimseye biat etmedi. İktidarlara gönüllü kulluk yapıp, eteğini öpen yandaşları gibi zerre kadar menfaat için olup bitene boyun eğmedi. Bunun için her zaman demokrasi ve emek düşmanlarının hedefinde oldu. Bugün de hedeflerinde olması şaşırtıcı değildir.

Bu nedenle bileklerine kelepçe, ayaklarına pranga vurdukları demokrasiye de dünya kamuoyu önünde geçit töreni yaptırıyorlar. KESK, faşizme karşı demokrasiyi, emperyalizme karşı bağımsızlığı, savaşa karşı barışı, baskılara karşı özgürlüğü, ırkçılığa ve şovenizme karşı bir arada yaşamı savunan tüm toplumsal kesimlerin sesidir. KESK emperyalizme karşı bağımsızlığı, savaşa karşı barışı, sahte sendika yasasına karşı Grevli Toplu Sözleşmeyi savunmaya, emek ve demokrasi mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir.

Bu saldırılara en anlamlı yanıtı verebilmenin yolunun emeğimize, mücadelemize, arkadaşlarımıza ve örgütümüze sahip çıkmaktan yani KESK’i daha büyütmekten geçtiğinin farkındayız. Bu bilinç ve kararlılıkla; önümüzdeki süreçte bir taraftan örgütlenme çalışmalarımızı yoğunlaştırırken, diğer taraftan örgütümüze yönelen her türlü anti-demokratik uygulamaya karşı daha geniş toplumsal kesimlerle cevap vereceğiz.

Tamamen hukuksuz ve keyfi biçimde tutuklanan tüm arkadaşlarımızın özgürlüğüne kavuşması için her türlü hukuki girişimde bulunacağız. Üzerimize atılmaya çalışılan iftiraları tek tek teşhir edecek, gerçekleri tüm çıplaklığıyla emekçi halkımızla ve tüm kamuoyu ile paylaşacağız. Bunun için başta üyesi olduğumuz Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) ve Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) olmak üzere tüm uluslararası konfederasyon ve sendikalarla süren dayanışmamızı artıracağız. Sadece KESK’in değil, ülkemizdeki tüm emek ve demokrasi güçlerinin kuşatılması operasyonlarına karşı emeğin birleşik mücadelesini örgütlemek için üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz.

Tüm KESK’li tutuklulara yönelik sahiplenme kitlesel mücadele ile sürdürülecek, tutuklu arkadaşlarımızın aileleriyle dayanışma içerisinde olacağız.

Yukarıda ifade ettiğimiz faaliyetlerden dolayı AKP’nin takdirine mazhar olmayı zaten beklemiyoruz. Bu eylem ve etkinlikler suçsa, KESK ve KESK üyeleri önümüzdeki süreçte de hem KESK’i, hem de mücadeleyi büyüterek bu suçu işlemeye devam edecektir.

KESK’e yapılan son saldırıda bizleri yalnız bırakmayan, dayanışma içerisinde olan uluslararası emek örgütleri başta olmak üzere, sendikalara, demokratik kitle örgütlerine, meslek odalarına, siyasi partilere, aydınlara ve demokratik duyarlılık gösteren basın kuruluşlarına teşekkür ederiz.

 

YAŞASIN SENDİKAL MÜCADELEMİZ!

YAŞASIN DEMOKRASİ MÜCADELEMİZ!

YAŞASIN KESK!

KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇ BİRİMİZ!

 

Güngör YILMAZ

KESK Çanakkale Dönem Sözcüsü