LAİK-BİLİMSEL EĞİTİM, EŞİT-ÖZGÜR VE DEMOKRATİK BİR YAŞAM İÇİN EĞİTİM VE BİLİM EMEKÇİLERİNİ REFERANDUMDA ‘HAYIR’ OYU KULLANMAYA ÇAĞIRIYORUZ!

Yıllardır özellikle eğitim sistemi üzerinden hayata geçirilen ve eğitim biliminin en temel ilkelerine tamamen aykırı olan laiklik ve bilim düşmanı politika ve uygulamalar, geçtiğimiz 15 yıl içinde tarihte hiç olmadığı kadar artmıştır. Okulöncesi eğitimden yükseköğretime kadar eğitim sisteminin bütün kademelerinde, bilimin en temel evrensel gerçekleri yok sayılmış, eğitim sistemi büyük ölçüde dini kural ve referanslara göre biçimlendirilmeye başlanmıştır.
Siyasi iktidar, başta eğitim sistemi olmak üzere, toplumsal yaşamın bütün alanlarını kendi siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda, tekçi, baskıcı ve otoriter uygulamalar üzerinden hayata geçirmekte, kendi dünya görüşünü geniş toplum kesimlerine dayatmaktadır.
Eğitimde bilimsel, laik ve demokratik ilke ve değerleri temel almak yerine, farklı din, mezhep ve kimlikleri yok sayan ayrımcı ve dışlayıcı politikalar hayata geçirilmektedir. Çok inançlı, çok dilli, çok kültürlü Türkiye halkları, iktidar tarafından okulda, işyerinde, mahallede ve sokakta inanç ve kimlik farklılıkları üzerinden kutuplaştırıp karşı karşıya getirilerek bölünmeye çalışılmaktadır.
Siyasi iktidar, kendisi gibi düşünmeyenlere yönelik baskı, tehdit ve sindirme uygulamalarını kalıcı hale getirmek için bütün devlet olanaklarını kullanarak hareket etmekte, başta okullar olmak üzere tüm eğitim kurumlarını ve öğrencileri ‘Evet’ propagandasına alet ederek adeta seçim çalışması yapmaktadır.
Tüm alanlarda olduğu gibi, Eğitimde siyasal kadrolaşma uygulamalarının yukarıdan aşağıya doğru organize bir şekilde gerçekleştirilmesi, okullarda yaşanan şiddetin artması, eğitim emekçilerine yönelik çeşitli saldırı ve tehditlerin ihraçlar, açığa almalar, soruşturma, sürgün ve cezaların sürmesi gibi anti demokratik uygulamalar, okulların fiilen kışla ya da cezaevi haline dönüştürülmesini beraberinde getirmiştir.
Okulların eğitim kurumu olmaktan adım adım uzaklaştığı, siyasal kadrolaşmanın zirve yaptığı, farklı dil ve kimliklerin dışlandığı, eğitimin zaten sorunlu olan niteliğinin daha da kötüleştiği koşullarda anayasa değişiklikleri yapılacaktır. Gerçek anlamda eşit, özgür ve laik bir eğitim sisteminin oluşması, demokrasinin, eşitliğin, temel hak ve özgürlükler alanının genişlemesi, , barış içinde bir arada yaşanması ile mümkündür.
16 Nisan’da oylanacak olan sadece anayasanın belli maddeleri değil, aynı zamanda eğitimin ve ülkenin geleceğidir.
AKP iktidarı sürecinde eğitimin özelleştirilmesi ve gericileştirilmesi yönündeki politikalarına karşılık doğruları hatırlattığımızda her seferinde saldırıya uğradık. Bu saldırılar bugün eğitim ve bilim kurumlarında üyemiz ile iletişim kanalımız olan “Sendika Panolarının” kullanımı konusunda yaşanmaktadır. Sendikalarımızın kurulması aşamasında çıkardıkları engellerin işe yaramaması sonucunda emekçileri yandaş/sarı sendikalar ile kendi emeğine yabancılaştıran zihniyet şimdi de sendikal çalışmalarımızı engelleme çabası içindedir.
Sendika yasası gereği her sendikanın her iş yerinde “Sendika Panosu” bulundurma ve bu yolla üyeleri ve diğer eğitim bilim çalışanları ile iletişime geçme hakkı vardır. Bu derece meşru ve yasal bir iletişim kanalının kullanımı bazı okul müdürlerince engellenmeye çalışılmaktadır. Kurumsal olarak Eğitim Sen ve KESK tarafından hazırlanan afişlerin nasıl olacağı ve ne mesajlar vereceği bu kurumların hak ve sorumluluğundadır.
Bunu yapmaya çalışan okul müdürleri hakkında sendikal çalışmayı engellemekten dava açılacaktır. Sendikal çalışmayı engellemenin yasal cazai yaptırımı vardır. İktidar içinden çıkılmaz hale getirdiği eğitim ve bilimin kitaplar, ders ve içerikleri başta olmak üzere her aşamasını siyasallaştırmış daha doğrusu yandaş hale getirmiştir. Bu kapsamda şaibeli mülakatlar ile atanan yöneticiler şimdi bu görevlendirmenin karşılığı yandaş işler yapma peşindedir. Sendikaların afiş ve broşürleri hukuki olarak sendikaların sorumluluğundadır. Bu kadar yoğun mücadelemiz arasında birde okul yöneticilerine hukuk öğretmek ile uğraşmak istemiyoruz.
16 Nisan referandumu hem ülkemiz açısından, hem de nüfusun büyük bölümünü oluşturan emekçilerin çalışma ve yaşam koşulları ile gelecekleri açısından önemli bir dönemeç olacaktır. Eğitim Sen olarak, eğitimin gerçek anlamda demokratik, bilimsel ve laik bir içerikte örgütlenmesi, herkese eşit ve parasız eğitim hakkı için tüm halkımızı, çocuklarının ve ülkenin geleceğinden endişe eden velilerimizi, bütün eğitim ve bilim emekçilerini 16 Nisan referandumunda güçlü bir şekilde ‘HAYIR’ oyu kullanmaya davet ediyoruz.

ÇANAKKALE EĞİTİM SEN YÜRÜTME KURULU