EĞİTİMDE ÇELİŞKİLER VE EŞİTSİZLİKLER ARTARAK SÜRÜYOR!

 



Eğitim sisteminin yıllardır çözüm bekleyen en temel sorunları, 2015-2016 eğitim-öğretim yılında azalmak bir yana daha da artmış, eğitimde yaşanan çelişki ve eşitsizlikler giderek derinleşmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın çözüm üretmekten çok, yeni sorunlar yaratan politika ve uygulamaları nedeniyle eğitim emekçileri, öğrenciler ve veliler bu eğitim öğretim yılında da ciddi anlamda mağdur edilmiştir.

 

 

2015-2016 eğitim öğretim yılını, iktidarın yıllardır uyguladığı ırkçı ve gerici politikalara, her birisi siyasi görevler yüklenerek atanan okullardaki yandaş yönetici kadrolarına karşı Türkiye’nin köklü liselerinden başlayarak yükselen haklı tepkileri selamlıyoruz. Yıllardır ülkenin eğitim kurumlarını çağ dışı bir zihniyetle yönetmeye çalışan, bilim ve özgür düşünce düşmanı, laik ve demokratik yaşam tarzını yok etmeyi amaçlayan, yasakçı uygulamaları ile gençliği zapturapt altına almaya çalışan zorbalığa karşı sesini yükselten ve aydınlık geleceğimiz olan liseli gençler yalnız değildir. 

 

AKP hükümeti, eğitim sistemini piyasa ilişkileri içine çekmek noktasında, geride bırakmakta olduğumuz eğitim öğretim yılında çok daha somut ve sonuç alıcı adımlar atmaya başlamıştır. Dört yıldır uygulanan ve eğitim sistemini çökme noktasına getiren 4+4+4 dayatmasındaki başarısızlık, MEB’i yeniden sistem değişikliği arayışına itmiştir. Eğitim politikaları belirlenirken asli bileşenler olan öğretmenler, öğrenciler, veliler ve sendikaların önerilerine yıllardır ısrarla kulak tıkayanların, kamusal eğitimi tasfiye etmek amacıyla yeni sistem önerilerini yandaş medya üzerinden tartışmaya açması dikkat çekicidir. 

 

2015-2016 eğitim öğretim yılı, özellikle eğitimde 4+4+4 düzenlemesinin ilk sonuçlarının ortaya çıkması açısından önemlidir. MEB’in resmi istatistiklerine de yansıyan bilgiler, kamusal eğitimi tasfiye etmek amacıyla eğitimde yaşanan ticarileşme ve özelleştirme uygulamalarının yoğunlaştığını ortaya koyarken, eğitim sisteminin siyasi iktidar ve MEB işbirliği ile hızla uçuruma doğru sürüklediğini göstermektedir.

 

TÜİK’in eğitim harcamaları araştırmasına göre, Türkiye’de eğitim harcamalarının yüzde 65’ini en zengin yüzde 20’lik kesim yaparken, en düşük yüzde 20’lik kesimin eğitim harcamaları içindeki payı sadece yüzde 2,2’dir. Türkiye’de yıllar içinde eğitime ayrılan bütçenin arttığı iddia edilirken, kamusal eğitim harcamalarının azalması ve cepten yapılan eğitim harcamalarının artması AKP iktidarının eseridir.

 

2015-2016 eğitim öğretim yılını önceki yıllardan farklı kılan en önemli özellik, bölge illerinde aylarca süren çatışmalar ve sokağa çıkma yasakları nedeniyle eğitim öğretimin bazı il ve ilçelerde tamamen durması olmuştur. Yaşanan sokağa çıkma yasakları ve fiili sıkıyönetim uygulamaları nedeniyle on binlerce öğrencinin eğitim-öğretim hakkı gasp edilmiş, öğretmenlerin MEB tarafından kısa mesaj gönderilerek “hizmet içi eğitime” alınmasıyla eğitim faaliyetleri engellenmiştir.

 

Türkiye tarihinde benzer bir örneğine daha önce hiç rastlanılmamış bir şekilde, bölgede fiilen olağanüstü hal (OHAL) koşullarının yaşanması, eğitim öğretimi durma noktasına getirmiş, başta çocuklar ve öğretmenleri olmak üzere, halkın can ve mal güvenliği daha önce hiç olmadığı kadar büyük tehditlerle ve tehlikelerle karşı karşıya kalmıştır. Geçtiğimiz aylarda çok sayıda okul ve eğitim kurumuna yönelik saldırılar yaşanırken, bazı okulların askeri yığınak yapılarak fiilen karakola dönüştürüldüğü, okul tahtalarına ve duvarlara ırkçı sloganlar ve küfürler yazıldığı görülmüştür.

 

Türkiye İnsan Hakları Vakfı raporlarına göre, 16 Ağustos 2015-20 Nisan 2016 arasında 1 şehir merkezi ve 7 şehrin 22 ilçesinde onlarca mahalleyi kapsayacak şekilde en az 65 kez sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği il ve ilçelerde, 2015-2016 eğitim öğretim yılının başından itibaren eğitim hizmeti durmuştur. Şırnak merkezde 40 bin, Cizre’de 41 bin, Nusaybin’de 32 bin, Derik’te 7 bin, Dargeçit’te 17 bin, Silopi’de 39 bin, İdil’de 24 bin, Sur’da 30 bin, Silvan’da 28 bin ve Yüksekova’da 33 bin olmak üzere, toplamda yaklaşık 300 bin öğrencinin eğitime erişim hakkı doğrudan ortadan kalkmıştır. Eğitim-öğretime öngörülemez ve süresiz şekilde ara verilmesi; Başta anayasa olmak üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nden kaynaklanan yükümlülüklere temelden aykırıdır ve ilgili mevzuat hükümlerinin açıkça ihlali anlamına gelmektedir.

 

Çocukların yaşam ve eğitim hakkına yönelik saldırılar, 2015-2016 eğitim öğretim yılının çok sayıda öğrenci ve öğretmen tarafından kayıp bir yıl olmasına neden olmuştur.

 

Eğitim Sen’in ve bilim insanlarının başından itibaren sürdürdüğü bütün eleştiri ve itirazlara rağmen hayata geçirilen fakat büyük bir fiyaskoyla sonuçlanan eğitimde 4+4+4 dayatmasının asıl amacının eğitim sistemini “piyasa” ve “inanç istismarı” üzerinden dönüştürmek olduğu kısa süre içinde anlaşılmış bulunmaktadır. 4+4+4 düzenlemesinin uygulandığı son dört yıla ilişkin resmi verilere bakıldığında, eğitimde yaşanan ticarileştirme ve dinselleştirme uygulamalarının nasıl iç içe geçmiş bir şekilde hayata geçirildiği, öğrenci ve öğretmenlerin nasıl bir cenderenin içine sıkıştırıldığı görülmektedir.

 

Türkiye’de yıllardır eğitim sisteminde yaşanan dinselleşmenin önemli bir ayağını oluşturan, dini vakıflar ve kuruluşlar aracılığı ile eğitim adı altında yapılan faaliyetlerin çocuklara yönelik acı ve çirkin sonuçları ülkenin pek çok yerinde birer birer ortaya çıkmaya başlamıştır. Karaman’da Ensar Vakfı ve Karaman Anadolu İmam Hatip ve İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği’ne (KAİMDER) yakın kişilerin kiraladığı evlerde kalan 9 ve 10 yaşlarındaki 45 erkek öğrencinin üç yıl boyunca etüt öğretmeni tarafından cinsel istismara maruz kaldığı ortaya çıkmıştır. Yıllardır siyasi iktidarın desteği ile hareket eden Ensar Vakfı bünyesinde yaşanan bu üzücü olayın üzerini örtmek için yoğun çaba harcanmasına rağmen, ailelerin şikâyeti üzerine olayın korkunç boyutları ortaya çıkmıştır. Söz konusu istismarların sadece Karaman ile sınırlı olmadığı, ülke çapında yaşanan yaygın bir uygulama olduğu görülmüştür.

 

Geçtiğimiz eğitim öğretim yılında MEB, Diyanet, dini vakıf ve dernekler arasındaki ilişki ve işbirliği belirgin bir şekilde artmıştır. 13 Eylül 2014’te Resmi Gazete’de yayınlanan yasal düzenlemeyle Milli Eğitim Bakanlığı, imam hatip liselerinde mesleki eğitim için “çeşitli kurumlardan destek almanın” önünü açmış; bu durum, “İmam hatip liselerinde eğitim ve öğretim yılı süresince ‘imamlık, hatiplik, vaizlik, müezzinlik, Kur’an kursu öğreticiliği ve benzeri mesleki uygulamalara’ yönelik eğitimlerle ilgili çeşitli kurumlardan destek alınabilecektir” şeklinde tarif edilmiştir. Bu düzenlemeyle başta TÜRGEV ve Ensar Vakfı olmak üzere Furkan Vakfı, Hizmet Vakfı, Hayrat Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti gibi dini vakıfların devlet okullarında başta “değerler eğitimi” olmak üzere çeşitli konularda ders ve seminer verebilmesinin, kendi yayınlarını dağıtabilmesinin ve öğrencileri kurumlarında stajyer olarak eğitebilmesinin yolu açılmıştır.

 

Milli Eğitim Bakanlığı, ideolojik yönelimleri doğrultusunda çalışmalar yapan söz konusu dini vakıflar ile çeşitli protokollere imza atarak eğitimi dinselleştirme sürecinde siyasi nüfuzu olan dini vakıf ve cemaatlere özel görevler vermiştir. Vakıflarla ilgili bugüne kadar yapılan bedelsiz bina tahsisi, arsa bağışları ve nakdi bağışlarla ilgili yasal sorunları gidermek için yasal düzenlemeler yapılarak vakıflara bedelsiz bina ve arsa verilmesi sağlanmıştır.

 

İktidar, vakıf sistemi üzerinden eğitim sistemini yeniden düzenlemek, yurt içi ve yurt dışında faaliyet yürütmek üzere devlet eliyle “Maarif Vakfı” adında yeni bir vakıf kurarak ve bazı görevlerini bu vakfa devrederek eğitimde yeni bir “paralel yapı” oluşturmaktadır. Vakfın tamamen devlet/iktidar destekli olması, gerek maddi gerekse siyasi gücünü kullanarak hareket edecek olması dikkat çekicidir. Milli Eğitim Bakanlığı, yasalarla kendisine verilmiş yükümlülüklerini Maarif Vakfı adı altında, yönetimini iktidarın belirlediği başka bir yapıya aktarmakta, bir anlamda kendisine ait yetkileri fiilen “yetki devri” ile devretmektedir.

 

MEB’e bağlı 15 farklı ülkede 65 eğitim kurumu bulunmaktadır. Kamusal eğitim hizmeti gereği bunların sayısının artırılması, niteliğinin güçlendirilmesi gerekirken, devlet finansmanı ve desteğine sahip “özel şirket” olarak faaliyet yürütecek olan Maarif Vakfı ile yurtdışındaki cemaat okullarıyla mücadelenin amaçlandığı açıktır. Dolayısıyla vakfın kuruluş amacı, iddia edilenin aksine, yurtdışında yaşayan çocukların eğitimi ya da ülke kültürünün yurtdışında tanıtımı değildir.

 

Türkiye’de sadece Sünni İslam’ın resmi temsilcisi konumunda olan Diyanet İşleri Başkanlığı ve MEB işbirliğiyle ülke çapında açılan “kreş görünümlü” Kur’an kursları aracılığıyla 4-6 yaş grubundaki okul öncesi çağdaki çocuklara dönem başından itibaren “dini eğitim” verilmeye başlanmıştır. Devlete ait okul öncesi eğitim kurumlarında velilerden “aidat” adı altında para talep edilirken, Diyanet’in açtığı kursların tamamen parasız olması dikkat çekicidir. Diyanet’e bağlı 4-6 yaş grubu Kur’an kursları fiilen “sıbyan mektebi” işlevi görmekte ve resmi okul öncesi eğitim kurumlarına alternatif olarak sunulmaktadır. 2015-2016 döneminde Türkiye’nin her bölgesinde 463 ilçede 2 bin 53 “4-6 yaş Kur’an kursu” bulunmakta, bu kurslarda 3 bin 17 öğretici görev yapmakta, toplam 55 bin 347 öğrenci (27 bin 481’si erkek, 27 bin 866’si kız) yer almaktadır. 

 

Okullarda fiziki donanım ve altyapı sorunları, kalabalık sınıflar, taşımalı eğitim, zorunlu ve “zorunlu seçmeli” din dersi dayatması sürmektedir. Kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkının önündeki engeller artarak devam etmiştir. Kamusal eğitimin zayıflatılması, eğitimin tamamen paralı hale getirilmek istenmesi, okullarda cinsiyet, etnik kimlik ve mezhep ayrımcılığına ilişkin uygulamaların sürmesi, ataması yapılmayan öğretmenlerin durumu, ücretli-vekil öğretmen uygulamalarının devam etmesi, eğitim yöneticilerinin siyasi referanslarla belirlenmek istenmesi gibi sorunlar artarak sürmüştür.

 

Aday öğretmenlerin baskı ve yönlendirmeler ile yandaş sendikaya üye olmaya zorlanması, okullarda ve diğer eğitim kurumlarında yıllardır üvey evlat muamelesi gören ve iş tanımı hala yapılmayan yardımcı hizmetlilerin, kadro bekleyen 4-C’li çalışanların, memur ve teknik personelin sorunları, üniversitelerde yaşanan soruşturma ve görevden almalar, her geçen gün artan akademik, idari sorunlar ve özellikle Eğitim Sen üyelerine yönelik mobbing uygulamaları ve baskılar gibi pek çok sorun geçtiğimiz eğitim öğretim yılına damgasını vuran diğer konu başlıkları olarak öne çıkmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILINA İLİŞKİN TEMEL SAYISAL GÖSTERGELER

 

 

 

Okul Öncesi Eğitimde Okul, Öğrenci, Öğretmen Sayısı ve Okullaşma Oranları

 

 

 

MEB verilerine göre, 4+4+4 uygulanmadan önce, 2011-2012 eğitim öğretim yılında, 28 bin 625 okul öncesi eğitim kurumu varken, 2015-2016 eğitim öğretim yılında bu sayı 27 bin 793’e gerilemiştir. Aynı dönemde öğrenci sayısında belirgin bir değişim olmamış ve dört yıl önce 1 milyon 169 bin 556 olan öğrenci sayısı, aradan dört yıl geçmiş olmasınarağmen ancak 1 milyon 209 bin 661 olabilmiştir.

 

Bu durumun en önemli nedeni, 4+4+4 dayatmasının belki de en acımasız uygulaması olan okul öncesi çağdaki çocukların zorla ilkokula kaydettirilmesindeki anlamsız ısrardır. MEB, Eğitim Sen’in, eğitim fakültelerinin ve bilim insanlarının bütün itirazlarına rağmen bu konuda gerekli adımları atmamakta uzun süre ısrar etmiş ve açıkça gelişim süreçlerine darbe vurarak çocukların geleceği ile oynamıştır.

 

 

 

Okul Öncesi Eğitimde Okul, Öğrenci ve Öğretmen Sayıları (Resmi)

 

 

 

Eğitim Yılı

Okul

Öğrenci

Öğretmen

2011/’12

28.625

1.169.556

55.883

2012/’13

27.197

1.077.933

62.933

2013/’14

26.698

1.059.495

63.327

2014/’15

26.972

1.156.661

68.038

2015/’16

27.793

1.209.661

72.228

 

 

 

Okul Öncesi Eğitimde Okul, Öğrenci ve Öğretmen Sayıları (Özel)

 

 

 

Eğitim Yılı

Okul

Öğrenci

Öğretmen

2011/’12

2.848

110.652

12.754

2012/’13

3.641

124.724

15.221

2013/’14

3.927

135.905

14.994

2014/’15

4.372

171.648

16.719

2015/’16

4.658

191.670

18.083

 

 

 

Eğitim sürecinin en önemli kademelerinden biri olan okul öncesi eğitimde Türkiye, OECD ülkeleri içinde son sıradaki yerini korumaktadır. Hükümet daha önce okul öncesi eğitimin zorunlu hale getirileceğini açıklamasına rağmen, 4+4+4 ile birlikte bu hedefinden vazgeçmiş ve diğer eğitim kademelerinde olduğu gibi okul öncesi eğitimde de özel öğretimi teşvik edici, velileri özel okul öncesi öğretim kurumlarına yönlendiren adımlar atmıştır. 4+4+4 sonrasında devlete ait okul öncesi eğitim kurumlarında okul sayısı azalırken, öğrenci sayısı yerinde saymıştır. Ancak diğer taraftan özel okul öncesi eğitim kurumları hem okul, hem de öğrenci sayısı açısından yaklaşık 2 kat artmıştır.

 

Okul Öncesinde Okullaşma Oranları

 

 

 

Yıllar

3-5 yaş

4-5 yaş

5 yaş

2011/’12

% 30.87

% 44.04

% 65.69

2012/’13

% 26.63

% 37.36

% 39.72

2013/’14

% 27.71

% 37.46

%42.54

2014/’15

% 32.68

% 41.57

% 53.78

2015/’16

% 33.26

% 42.96

% 55.48

 

2012-2013 eğitim öğretim yılında 4+4+4 sistemine geçilmesiyle birlikte okul öncesi çağdaki çocukların zorla ilkokula başlatılması nedeniyle okullaşma oranı, bütün yaş gruplarında önce düşmüş, son iki yılda ise kısmi bir artış görülmüştür. 2012-2013 eğitim öğretim yılı sonunda MEB’in ilkokula başlama yaşını 66 aydan 69 aya çekmek zorunda kalması sonucunda okul öncesi eğitimdeki okullaşma oranında bir önceki yıla göre çok az bir artış yaşanmıştır.

 

MEB’in her fırsatta çok önemsediğini iddia ettiği okul öncesi eğitimde, artan çağ nüfusuna rağmen okul ve öğrenci sayısında hala istenilen seviyelere ulaşılamamış olması dikkat çekicidir. 2015-2016 eğitim öğretim yılı itibariyle okul öncesi çağdaki 5 yaş grubu çocukların sadece yüzde 55,48’i okul öncesi eğitim almaktadır.

 

 

 

Özel Okul Sayısındaki Hızlı Artış

 

 

 

Eğitim Sen, ilk gündeme geldiği günden itibaren eğitimde 4+4+4 dayatmasına yönelik olarak siyasi iktidarın iki temel hedefi olduğunu vurgulamıştır. Bunlardan birincisi 4+4+4 düzenlemesinin asıl amacını oluşturan kamusal eğitimi daha da zayıflatmak ve kamu kaynaklarını özel okullara aktararak özel öğretimi büyük ölçüde devlet desteği ile güçlendirmektir. İkinci temel hedef ise siyasi iktidarın eğitim sistemini kendi siyasal-ideolojik çizgisinde biçimlendirerek, “tek din, tek mezhep” anlayışı üzerinden eğitimi dinselleştirme uygulamalarını adım adım hayata geçirmektir.

 

MEB’in 4+4+4 sonrasındaki dört yılda açıkladığı örgün eğitim istatistikleri, devlete ait ilkokul ve ortaokul sayısının belirgin bir şekilde azalırken, özel ilkokul ve ortaokul sayısının ve bu okullara yönlendirilen öğrenci sayısının dikkat çekici bir şekilde artmaya başladığını göstermektedir.

 

Türkiye’de 2015-2016 eğitim öğretim yılı itibariyle toplam 9 bin 581 özel öğretim kurumu (okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lise) bulunmaktadır. 4+4+4 öncesinde Türkiye’deki özel okulların (4 bin 664 adet) resmi okullara oranı yüzde 10’dur. Eğitimde 4+4+4 dayatması ile belirgin artış gösteren özel okulların resmi okullara oranının 2015-2016 eğitim öğretim yılı itibariyle yüzde 18,5 gibi yüksek bir seviyeye çıkmış olması, MEB’in devlet okullarını kendi kaderine terk ederken, özel okulları kamu kaynakları ile desteklemesinin en somut sonucudur.

 

 

 

 İlkokul ve Ortaokulda Okul, Öğrenci ve Öğretmen Sayıları (Resmi)

 

 

Eğitim Yılı

İlköğretim

 Okul sayısı

İlköğretim

 Öğrenci Sayısı

İlköğretim

Öğretmen Sayısı

 

İlkokul

Ortaokul

İlkokul

Ortaokul

İlkokul

Ortaokul

2012-2013

28.177

16.083

5.426.529

5.402.692

261.497

269.759

2013-2014

27.461

16.047

5.390.591

5.296.380

267.171

280.804

2014-2015

26.339

15.857

5.230.878

4.754.540

273.058

273.049

2015-2016

25.133

15.787

5.128.664

4.595.342

277.053

291.392

               

 

 

 

 İlkokul ve Ortaokulda Okul, Öğrenci ve Öğretmen Sayıları (Özel)

 

 

Eğitim Yılı

İlköğretim

Özel Okul sayısı

 

Öğrenci Sayısı

 

Öğretmen Sayısı

İlkokul

Ortaokul

İlkokul

Ortaokul

İlkokul

Ortaokul

2012-2013

992

904

167 381

164 294

20.546

18.926

2013-2014

1.071

972

184 325

182 019

21.273

21.459

2014-2015

1.205

1.111

203 272

208 424

22.194

23.016

2015-2016

1.389

1.555

232.039

278.089

25.908

31.288

               

 

 

 

   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Eğitimde 4+4+4 dayatması sonrasında yıllar içinde devlet okullarının sayısı belirgin bir şekilde azalırken, her fırsatta kamu kaynakları ile desteklenen, çeşitli muafiyet ve istisnalar ile açılması teşvik edilen özel ilkokul ve ortaokul sayılarındaki artış sürmüştür.

 

Eğitimde 4+4+4 dayatmasına geçilmeden önce ilköğretimde toplam özel okul sayısı 931 iken 2015-2016 eğitim öğretim yılında bin389 özel ilkokul, bin 555 özel ortaokul bulunmaktadır. Gerek okul sayısı gerekse öğrenci sayısı açısından baktığımızda 4+4+4 ile birlikte eğitimde özelleştirmenin tarihte hiç olmadığı kadar hızlı gerçekleştiği, zaten sorunlu olan kamusal eğitimin hükümet ve MEB işbirliği ile çökertilerek, özel öğretimin devlet desteğiyle ihya edildiği anlaşılmaktadır. Benzer bir durumu özel ortaöğretimde de gözlemlemek mümkündür.

 

 

 

Özel Ortaöğretimde Okul, Öğrenci ve Öğretmen Sayıları

 

 

 

Eğitim Yılı

Okul

Öğrenci

Öğretmen

2011/’12

885

138.164

20.075

2012/’13

1.033

156.665

22.378

2013/’14

1.433

196.663

29.040

2014/’15

1.603

240.171

31.113

2015/’16

2.504

373.394

49.898

 

 

 

Hükümetin özel okulları teşvik politikası içinde özel ortaöğretim kurumlarının ayrı bir yeri bulunmaktadır. “Paralel ile mücadele” bahanesiyle dershanelerin özel okula dönüştürülmesi süreci geçtiğimiz eğitim öğretim yılı içinde büyük ölçüde tamamlanmış ve özel ortaöğretim kurumlarının sayısı 2015-2016 eğitim öğretim yılında tarihin en yüksek seviyesine çıkmıştır. Eğitimde 4+4+4 öncesinde Türkiye’de sadece 885 tane özel lise varken, sadece dört yıl içinde tamamen hükümet ve MEB işbirliğiyle özel lise sayısı 2,8 kat, özel liselere giden öğrenci sayısı ise 2,7 kat artmıştır. 

 

Özel ortaöğretimde son bir yılda yaşanan artışın temel nedeni dershanelerin dönüşümü sürecinde açılan temel liselerdir. Türkiye'de 2016 itibariyle bin 197 temel lisede 183 bin 50 öğrenci eğitim görürken, örgün öğretimde 12. sınıfa giden öğrencilerin yüzde 17,6'sının temel liseye devam ediyor olması dikkat çekicidir. Devlet liselerinden temel liselere kaçısın engellenmesi için devlet liseleri de dershanecilik faaliyetleri yapmaya başlamıştır. Özellikle yüksek puanla öğrenci alan okullar, öğrenci kaçışını önlemek için sınavlara hazırlık kursları açmaya ve hatta velilerden para toplayarak özel öğretmen kiralamaya bile başlamışlardır. 

 

Öğrencilerin özellikle sınava girecekleri yıl kayıtlarını her biri “özel ticari işletme” statüsünde olan temel liselere aldırmaları, devlet okullarındaki öğretmenlerin daha başarısız olduğu algısı yaratmakta, sınav başarısı temel liselere, olası başarısızlıklar ise devlet liselerine fatura edilmek istenmektedir. Öğrencilerin temel liselere yoğun şekilde yöneliminin sürmesi durumunda önümüzdeki eğitim öğretim yılında çok sayıda branş öğretmeni norm kadro fazlası haline gelecektir.

 

Özel Mesleki ve Teknik Liselerin Sayısı

 

 

 

Eğitim Yılı

Özel Lise Sayısı

Öğrenci Sayısı

Öğretmen Sayısı

2011-2012

45

4.348

689

2012-2013

126

17.854

2.181

2013-2014

426

54.153

7.472

2014-2015

429

75.890

7.660

2015-2016

419

99.217

8.604

 

 

 

Eğitimde 4+4+4 öncesinde, 2011-2012 eğitim öğretim yılında Türkiye’de sadece 45 özel meslek lisesi varken, son üç yıl içinde kamu kaynaklarıyla yapılan doğrudan destek ve teşvikler sonucunda okul sayısı 9 kat artmış ve 2015-2016 eğitim öğretim yılı itibariyle bu sayı 419’a çıkmıştır. Aynı dönemde özel meslek liselerine giden öğrenci sayısı ise tam 23 kat artış göstererek 4 bin 348’den 99 bin 217’ye yükselmiştir. Özel meslek liseleri ve teknik liselerde okul sayısı 9 kat artarken öğrenci sayısının 23 kat artmış olmasının en temel nedeni, devletin özel mesleki ve teknik liselere giden öğrenci başına 4 bin 500 TL ile 6 bin 250 TL arasında değişen miktarlarda doğrudan parasal destek sunmasıdır. Bu şekilde özel meslek liselerinde ucuz ve nitelikli işgücü yetiştirilmesi hedeflenmekte, mesleki eğitim alan gençler ise geleceğin yeni işsiz adayları olarak bu okullara yönlendirilmektedir.

 

 

 

Ortaöğretimde Öğrenciler Açık Liseye Yönelerek Örgün Öğretimin Dışına Çıkarılmıştır

 

 

 

Eğitimde 4+4+4 düzenlemesine geçilmeden önce MEB verilerine göre açık öğretim lisesinde 940 bin öğrenci bulunuyorken, 4+4+4 sonrasında hızlı bir artış yaşanmış ve 2015-2016 eğitim öğretim yılında açık öğretim lisesindeki öğrenci sayısı 1 milyon 536 bin 135’e çıkmıştır. Bu artışın temel nedeni muhtemelen TEOG sistemi nedeniyle istemediği halde meslek lisesi ya da imam hatip lisesine otomatik kaydı yapılan öğrencilerin bu okullarda okumak yerine açık liseye kayıt yaptırmalarıdır. Eğitimde 4+4+4 düzenlemesi sonrasında açık lisede okuyan öğrenci sayısının yüzde 63 artmış olması, örgün eğitimin 12 yıla çıktığı tezinin büyük bir yalan olduğunu göstermektedir.

 

 

 

EĞİTİMİ DİNSELLEŞTİRMEYE YÖNELİK TEMEL POLİTİKA VE UYGULAMALAR

 

 

 

AKP iktidarının eğitim sisteminde yaşanan değişiklikler üzerinden bugüne kadar ortaya koyduğu pratik, her türden dini inancı istismar ederek, çocukları ve toplumu “tek din, tek mezhep” anlayışı üzerinden “tek tip” hale getirmeye çalışmak olmuştur. Türkiye’de yaşanan yoğun dinselleşme, eğitim sürecinde dinsel sömürüye kaynaklık eden kimi pratik uygulama ve söylemlerin yaygınlaşması, son yıllarda eğitimin bütün kademelerinde yaşanan bir sorun olarak dikkat çekerken, okulların adeta belli bir inanç ve mezhebin kuralları ve uygulamaları ile kuşatılması sağlanmıştır.

 

Türkiye’nin eğitim sistemi en temel bilimsel ilkelerden ve laik eğitim anlayışından hızla uzaklaşırken, okullarda dinselleşme hızla artarak kaygı verici boyuta ulaşmıştır. Eğitim alanında özellikle son yıllarda yoğun bir “tek din, tek mezhep” kuşatmasının yaşandığını söylemek mümkündür. AKP döneminde eğitimde yaşanan dinselleştirme uygulamalarını maddeler halinde sıralamak gerekirse;

 

 

 

vMüfredatta yapılan değişiklikle öğretim programlarında dinsel referanslar daha sık kullanılmaya başlandı.

 

vFelsefe, bilim derslerinin sayısı azaltıldı, üniversitelerin felsefe ve sosyoloji bölümlerinin kontenjanları azaltılarak bu bölümlerin fiilen kapatılması için adımlar atıldı.

 

vOtizmli çocuklara 2010’dan itibaren zorunlu din dersi getirildi ve en çok ihtiyaçları olan beden eğitimi ders saati azaltıldı.

 

vPedagojik açıdan çok ciddi sakıncaları bulunan Kur’an kurslarında yaş sınırının kaldırılması ile birlikte henüz oyun çağında olan çocukların ailelerinin yönlendirmesi ile erken yaşlarda dini eğitim almasının önü açıldı.

 

vOkul öncesinde, hatta kreşlerde henüz somut zekâ gelişim sürecinin başında olan çocuklara fiilen dini eğitim verilmeye başlandı.

 

vEğitimde 4+4+4 dayatmasıyla ‘dindar’ ve ‘itaatkâr’ nesil yetiştirme hedeflendi. Normal okullar içinde yeterli talep olmayan yerlerde bile imam hatip sınıfları açılarak, bütün okullar fiilen imam hatibe çevrilmeye çalışıldı.

 

vDevlet okulları özellikle ekonomik yönden kendi kaderine terk edilirken, iktidarın yıllarca arka bahçesi olarak gördüğü imam hatip okullarına “siyasi ayrıcalık” tanındı. İmam hatip okullarının sayıları ve bu okullara giden öğrenci sayıları çeşitli yönlendirme ve teşviklerle arttırıldı.

 

vZorunlu din dersine ek olarak ‘zorunlu seçmeli’ din dersleri getirildi. Veliler ve öğrenciler bu dersleri seçmeye zorlandı ya da diğer derslerde öğretmen yok denilerek bu dersleri seçmek zorunda bırakıldı.

 

vOkullara ‘mescit açma’ zorunluluğu getirildi. Üniversite kampüslerine cami inşaatları yapıldı.  

 

vTürkiye’nin de altında imzası olan Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bir şekilde reşit olmayan kız çocuklarına başörtüsü takma serbestliği uygulaması getirildi.

 

vMEB-Diyanet-dini vakıflar iş birliği üzerinden imzalanan protokollerin sayısında ciddi artışlar yaşandı. Çeşitli projeler kapsamında okul öncesi ve ilkokul öğrencilerinin zihinsel gelişim süreçleri göz ardı edilerek camilere geziler düzenlendi.

 

vÖğrenciler Kutlu Doğum Haftası etkinliklerine katılmaya zorlandı.

 

vOkul öncesi ve ilkokul öğrencileri dini kıyafetler eşliğinde cami gezilerine götürüldü, çocukların katılımıyla toplu namaz kılındı.

 

vOkullarda Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve çeşitli dini vakıf ve cemaatlerin yönlendirmesi ile dönem dönem dini içerikli kitaplarıyla tanınan yazarların katılımıyla toplantılar düzenlendi ve öğrencilere bu yazarların kitapları dağıtıldı.

 

vÖzel eğitime muhtaç çocukların okulları dahil, çok sayıda okulda dini içerikli yarışmaların sayısı belirgin bir şekilde arttı.

 

vEğitim bilimi ve çocukların sağlıklı gelişimi açısından büyük önem taşıyan karma eğitim uygulaması açıkça hedef haline getirildi. İmam hatip liselerinde ve bazı lise türlerinde sınıflar ayrılarak karma eğitim uygulaması fiilen kaldırıldı.

 

v19. Milli Eğitim Şûrası’nda alınan kararlar ile eğitimi ve toplumu dinsel kurallara göre biçimlendirme anlamında son derece tehlikeli ve eğitim sistemi açısından sakıncalı kararlar alındı.

 

vDeğerler eğitimi konusunda insanlığın ortak evrensel değerleri yerine, tıpkı din eğitiminde olduğu gibi “tek din, tek mezhep” anlayışı çerçevesinde okullarda “dini değerler eğitimi” etkinlikleri yapılmaya başlandı.

 

vYabancı dil dersleri arasına eklenen Arapça dersinin müfredatının “Din Öğretimi Genel Müdürlüğü” tarafından hazırlaması, asıl amacın “yabancı dil” öğretmek olmadığını gösterdi.

 

vTEOG, YGS ve LYS gibi sınavlarda din sorularının sorulmaya başlanmasıyla başta Aleviler ve gayri Müslimler olmak üzere farklı din ve mezheplerden öğrenciler mağdur edildi. 

 

vOkul öncesi eğitim zorunlu hale getirilmeyerek, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 4-6 yaş grubu okul öncesi çağdaki çocuklara yönelik olarak başlattığı ve pedagojik olarak son derece sorunlu olan “okul öncesinde dini eğitim”  projesi gibi projelere doğrudan ve dolaylı destek sunuldu.

 

 

 

Bir dönem zorunlu din dersi müfredatında yer alan “abdest suyunun alyuvar sayısını arttırdığı” gibi ifadelerin çokluğu, evrim kuramı karşıtı ifadelerin belirgin bir şekilde artması, okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocuklara “cehennem korkusu” üzerinden din eğitimi verme uygulamaları gibi pek çok uygulama, iktidarın eğitimi dinselleştirme sürecinde akıl ve mantık sınırlarını zorladığını göstermektedir. 

 

 

 

İmam Hatip Okullarında İktidar Destekli Artış

 

 

 

Eğitim sistemini dini kurallar ve referanslara göre biçimlendirme süreci, eğitimde 4+4+4 dayatması sonrasında belirgin bir şekilde artmış, yıllarca dini eğitim kurumları olarak bilinen imam hatip okulları tartışması yeniden alevlenmiştir. 4+4+4 dayatmasının bütün itirazlara rağmen ısrarla uygulandığı son dört yılda yaşananlar, Türkiye’de eğitim sisteminin yoğun bir dinselleştirme operasyonu ile karşı karşıya kaldığını göstermektedir.

 

 

 

 

 

 

 

İmam Hatip Ortaokulu Sayıları (İHO)

 

 

 

 

Bağımsız İHO

İHL içinde İHO

Toplam İHO

2012-2013

730

369

1.099

2013-2014

946

415

1.361

2014-2015

1.219

378

1.597

2015-2016

1.622

339

1.961

 

 

 

2012-2013 eğitim öğretim yılında 730’u bağımsız, 369’u imam hatip lisesi bünyesinde toplam bin 99 imam hatip ortaokulu varken, 2014-2015 eğitim öğretim yılında bin 219’u bağımsız, 378’i imam hatip lisesi bünyesinde toplam bin 597 imam hatip ortaokulu bulunmaktadır. İmam hatip ortaokullarındaki sayısal artış sadece okul sayısı ile sınırlı değildir.

 

2012-2013 eğitim öğretim yılında imam hatip ortaokullarında okuyan toplam öğrenci sayısı 94 bin 467 iken, 2015-2016 eğitim öğretim yılında 5 kat artarak 524 bin 295 olmuştur. Bu artışın en önemli nedeni MEB’in imam hatip ortaokullarına yönelik özel teşvik politikalarıdır. MEB, devlet okullarına ihtiyacı kadar ödenek ayırmayıp, eğitimin finansmanı için elini velilerin cebinden çıkarmazken, imam hatip okulları söz konusu olunca bütün parasal kaynaklar ve diğer imkanlar seferber edilmekte, yıllardır siyasal istismar konusu olan imam hatip okulları her açıdan desteklenerek, tüm masrafları devlet tarafından karşılanarak, özellikle yoksul ailelerin çocuklarını bu okullara göndermeleri yönünde çalışmalar yapılmaktadır.

 

 

 

        İmam Hatip Liseleri (İHL) ve Okuyan Öğrenci Sayısı

 

 

 

Eğitim Yılı

Öğrenci Sayısı

Okul Sayısı

2002-2003

71.100

450

2003-2004

90.606

452

2004-2005

96.851

452

2005-2006

108.064

453

2006-2007

120.668

455

2007-2008

129.274

456

2008-2009

143.637

458

2009-2010

198.581

465

2010-2011

235.639

493

2011-2012

268.245

537

2012-2013

380.771

708

2013-2014

474.096

854

2014-2015

546.443

1.017

2015-2016

555.870

1.149

 

 

 

4+4+4 öncesinde 2011-2012 eğitim öğretim yılında 537 imam hatip lisesinde (İHL) 268 bin 245 öğrenci varken 2015-2016 eğitim öğretim yılında İHL sayısı bin 149’a, bu okullarda okuyan öğrenci sayısı ise 555 bin 870’e yükselmiştir. Açık öğretim imam hatip lisesinde okuyan 121 bin 335 öğrenciyi de eklediğimizde, Türkiye’de toplamda İHL’lerde okuyan öğrenci sayısı 677 bin 205’e ulaşmaktadır. Başka bir ifade ile Türkiye’de liseye giden her 100 öğrenciden 15’i İHL’ye gitmektedir.

 

Türkiye’de imam hatip okullarında okuyan toplam öğrenci sayısı Milli Eğitim Bakanlığı’nın üstün gayretleri ve devletin bütün imkânlarını seferber etmesi sonucunda 1 milyon 15 bin’e çıkmış durumdadır. Bu sayıya açık öğretim imam hatip lisesi rakamlarını da eklediğimizde toplam sayı 1 milyon 136 bin olmaktadır. Türkiye’de okulların fiziki donanım ve altyapı sorunları sürerken, fiziki altyapı sorunları en az olan,  teknik olarak en donanımlı okulların imam hatibe dönüştürülmesi, siyasi iktidarın kamu okulları arasında siyasi tercihleri üzerinden resmen ayrımcılık yaptığını göstermiştir. AKP hükümetinin imam hatip aşkını yıllar içinde imam hatip ortaokulları ve liselerinin sayısındaki hızlı artışta görmek mümkündür.

 

Milli Eğitim Bakanlığı kamu okulları karşısında özel okullara her fırsatta ayrıcalık tanırken benzer bir durum imam hatip ortaokulları ve liseleri için de geçerlidir. Yıllardır çok sayıda devlet okulu ödenek yetersizliği nedeniyle sorunlarla baş başa bırakılırken, imam hatip okullarının ödenek talepleri anında yerine getirilmiştir. Bugüne kadar özel okullar ve imam hatip okulları konusunda eğitimle ilgili hemen her konuda ayrımcılık yapmayı kendisine görev edinmiş olan Milli Eğitim Bakanlığı, bu konuda da ayrımcı uygulamalarını sürdürmüştür. Siyasi iktidarın yıllardır “arka bahçesi” olarak gördüğü imam hatip okullarına yönelik “pozitif ayrımcılık” her fırsatta karşımıza çıkmaktadır. Çok sayıda devlet okulu ödenek yetersizliği ile karşı karşıya kalırken, bugüne kadar hiçbir imam hatip okulu kaynak sıkıntısı çekmemiş ve talepleri anında yerine getirilmiştir.

 

Milli Eğitim Bakanlığı’na çağrımız, Türkiye’de her konuda ve her alanda yaşanan ayrımcı uygulamaların toplumun geleceğinin şekillendiği okullarda yapılmamasıdır. Türkiye’de hiçbir okul türü diğerlerine göre ayrıcalıklı olmamalı, MEB politika geliştirirken ve bu politikaları uygularken bütün eğitim kurumlarına eşit mesafede yaklaşmalıdır.

 

 

 

MEB’İN DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI, DİNİ VAKIF VE DERNEKLERLE İŞBİRLİĞİ

 

 

 

 AKP hükümeti döneminde altın çağını yaşayan “vakıf mekanizması” aracılığıyla, başta değerli arazilerin bedelsiz tahsisi olmak üzere, kamusal kaynaklar siyasi iktidarın bekası adına, dini vakıf ve cemaatlere aktarılmaktadır. Bunun dışında, büyük kamu ihalelerini almak isteyen sermaye gruplarının bu vakıflara bağış yapmaları gerekiyor. Toplanan paralarla “paralel” eğitim kurumları oluşturulmakta, yurtlar, dershaneler, okullar açılmaktadır. Dini vakıf ve cemaatlere ait okullar, yıllar içinde hızla dinselleştirilmiş olan eğitim sistemi içinde tamamen siyasi iktidara hizmet eden ayrı bir dinsel eğitim sisteminin inşa edilmesini sağlamıştır.

 

Vakıf, her şeyden önce önemli bir gelir kaynağıdır. Yurttaşların dini duygularını istismar ederek bağış adı altında toplanan paralar siyasal İslamcılığın temel finansman kaynaklarından birini oluşturmaktadır. Vakıf, sadece finansal bir aygıt değil; aynı zamanda bir örgütlenme ve “dindar” nesiller yaratmanın aracı haline gelmiş ya da getirilmiştir. Toplanan paralar, dini istismar politikası yürütenlerin sivil toplum alanında yaptığı en büyük ve en önemli alan olan “eğitim” alanına aktarılmaktadır. Devletin bilinçli bir şekilde boşalttığı bu alan, dini vakıf ve cemaatler tarafından okullar, yurtlar, kurslarla doldurulmuş ve iktidar desteği ile büyüyen bu sistem tıpkı bir örümcek ağı gibi bütün bir ülkeyi kuşatmıştır. Çocuklarını okutmak isteyen yoksul aileler, kaçınılmaz olarak bu eğitim kurumlarına yönelmekte, dindar nesiller en çok emekçilerin, yoksulların çocuklarından devşirilmektedir.

 

Milli Eğitim Bakanlığı, ideolojik yönelimleri doğrultusunda çalışmalar yapan söz konusu dini vakıflar ile çeşitli protokollere imza atarak eğitimi dinselleştirme sürecinde bu vakıflara özel görevler vermektedir. MEB’in işbirliği yaptığı başlıca vakıflar şunlardır;

 

 

 

TÜRGEV

 


06.11.2015 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı ile TÜRGEV arasında öğrencilere yönelik sosyal, kültürel, sportif, mesleki ve teknik kurslar düzenlenmesine ilişkin protokol imzalandı. Geniş kapsamlı ifadelerle imzalanan protokol gereği TÜRGEV tüm okullara ulaşma şansını yakaladı. Ayrıca, TÜRGEV’in protokol kapsamında düzenleyeceği etkinlik ve kurslarda görevlendirilecek öğretmenlerin ücretlerinin MEB tarafından ödenmesi kararlaştırıldı. Bunun yanı sıra Limak İnşaat ve Ticaret A.Ş. tarafından yaptırılan Siirt Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin, öğrenci pansiyonu, konferans salonu ve spor salonu TÜRGEV’e tahsis edildi.

 

İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı

 

 

 

MEB ile İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı ilişkisi ortak yürütülen “Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var” projesiyle somutluk kazanmıştır. Türkiye'deki okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve liselerde özel ve devlet okulu ayrımı yapılmaksızın “gönüllük esası” çerçevesinde ilgili projeye desteğin sağlanması talimatını içeren MEB kararı doğrultusunda söz konusu projenin tanıtımı için il il kampanyalar örgütlenmiştir. 2011 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla vergi muafiyeti tanınan İHH Vakfı’na, 01.04.2013 tarihinde de "yardım toplamada izne tabi olmama" statüsü verilmiştir.

 

 

 

Ensar Vakfı

 


Milli Eğitim Bakanlığı ile Ensar Vakfı arasında Değerler Olimpiyatı ve Namaz Bilinci ve Diriliş temalı protokoller imzalandı ve sayısız konferans yapıldı. Ensar Vakfı’nın ülke genelinde 159 şubesi bulunuyor. Ayrıca, 32 kız öğrenci yurdu ve apartı, 14 erkek öğrenci yurdu ve apartı var.

 

 

 

Birlik Vakfı

 


30.01.2015 tarihinde MEB ile Birlik Vakfı arasında Osmanlı Türkçesi Eğitimi düzenlenmesine yönelik işbirliği protokolü imzalandı. Protokol gereği Birlik Vakfı, halk eğitim merkezlerinde düzenleyeceği Osmanlı Türkçesi Eğitimi kursları aracılığı ile tüm vatandaşlara ideolojik propaganda yapma fırsatı yakaladı.

 

 

 

Hayrat Vakfı

 

 

 

23.07.2014 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı ile Hayrat Vakfı arasında Osmanlı Türkçesi Eğitimi ve Kur’an-ı Kerim Okuma, Anlama ve Yorumlama eğitimleri düzenlenmesine yönelik işbirliği protokolü imzalandı.

 

 

 

Hizmet Vakfı 

 


15.07.2014 tarihinde MEB ile Hizmet Vakfı arasında üç yıl boyunca okullarda “Değerler Eğitimi” verilmesine ilişkin işbirliği protokolü imzalandı. Vakfın kurucuları Said Nursi’nin talebeleri. Bazı kurucuları: Abdullah Yeğin, Bayram Yüksel, Hüsnü Bayramoğlu, Said Özdemir, Mustafa Sungur, Ahmet Aytimur ve Tahir Mutlu.

 

 

 

LAİK EĞİTİMİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK TEHDİT MEB VE POLİTİKALARIDIR

 

 

 

Türkiye’de uzunca bir süredir başta eğitim sistemi olmak üzere, toplumsal yaşamın bütün alanları, okullar, diğer eğitim kurumları ve üniversiteleri de kapsayan bir şekilde siyasi iktidarın hedefleri doğrultusunda yeniden düzenlenmektedir. Eğitim ve toplumsal yaşamın bütün alanlarını dini kural ve referanslara göre biçimlendirmek isteyen merkezi ve yerel iktidar güçleri, attıkları her adımda laik-bilimsel eğitime ve laik yaşam tarzına karşı resmen meydan okumaktadır.

 

Türkiye’deki bütün eğitim kurumları, iktidarın ırkçı, mezhepçi, ayrımcı ve otoriter uygulamaları nedeniyle gerçek işlevlerinden hızla uzaklaştırılmıştır. Laik olmayan bir eğitim sisteminin demokratik ve bilimsel olması, bireylerin inançlarını, kimliklerini ve kültürlerini hiçbir baskı altında kalmadan özgürce yaşaması mümkün değildir.

 

Laik eğitimde öğretim programları, MEB’in yapmak istediği gibi dini kural ve referanslara göre değil, bilimsel bilgiler üzerine kurulmak zorundadır. Öğretim programlarında tek ve değişmez doğru olmadığı, cansız maddenin bile bir yandan çözülüp dağılırken, diğer yandan da yeni biçimler altında örgütlenmekte olduğu anlatılmalıdır. Bu şekilde öğrenciler, eğitimde sıkça kullanılan dini söylemlerden farklı olarak, sürekli değişim gösteren gerçekliğin “tek ve değişmez” açıklaması olamayacağını daha iyi anlayacaklardır.

 

Laik eğitimin en önemli göstergelerinden birisi iktidarın ve yandaş sendikanın bir süredir hedefi olan “karma eğitim”dir. Karma eğitim sadece eğitim alanı ile ilgili olmayan, toplumsal, sosyolojik ve pedagojik açıdan çok yönlü özellikleri olan bir uygulamadır. Kız ve erkek öğrencilerin küçük yaşlardan itibaren bir arada okutulması, farklı cinslerin birbirini tanıması, farklılıklarına saygı göstermesi ve kadın erkek eşitliğinin okul çağlarından itibaren bilince çıkarılması açısından önemlidir. Bu şekilde daha dengeli kişilikler oluşmakta, farklı cinslerin birbirlerine ve farklılıklarına saygı göstermesi eğitim süreci içinde öğretilebilmektedir. Karma eğitim karşıtlarının kız ve erkek öğrencilerin önce ayrı sınıflarda, daha sonra ayrı ayrı okullarda öğrenim görmesini istemelerinin arkasında yatan, çocukların cinsiyetlerine göre ayrı ortamlarda eğitilerek, dini eğitim üzerinden günahlardan uzak tutulacağına olan inançtır.

 

Benzer yaklaşımı değerler eğitimi konusunda da gözlemlemek mümkündür. Değerler eğitimi ahlaki inançları vedavranışları içerdiği gibi anlam olarak bu kelimenin birbirinden farklı iki yönü daha vardır. Bunlar kişisel tercihler ve kurallardır. Tercihler vekurallar birbirine zıt anlamdadır. Tercihler kişisel olduğu için subjektif (taraflı), kurallar ise objektif olduğu için herkes için eşit düzeyde geçerlidir. Din ya da inanç alanı bireylerin kişisel tercih alanı olduğu için, MEB tarafından okuldaki dersler içinde verilen “dini değerler” eğitimi çocukların sağlıklı gelişimi açısından ve pedagojik açıdan sorunludur. Tıpkı din eğitimi gibi, dini değerler eğitiminin de okul dışında, aile tarafından verilmesi gerekir.

 

Eğitimin dini kurallara göre düzenlenmesini isteyenler, dini gerekçelerle kız ve erkek çocuklarının ayrı okul ya da sınıflarda eğitim görmesi gerektiğini savunmakta, değerler eğitiminden sadece “dini değerleri” anlamakta, okulların çocuklar için sadece eğitim değil, aynı zamanda bireysel gelişim ve önemli sosyalleşme mekanları olduğu gerçeğini göz ardı etmektedirler. Bu çarpık zihniyetin çocukları birey olarak değil, doğrudan birer “cinsel obje” olarak görüp değerlendirmesi dikkat çekici olduğu kadar, son derece tehlikeli bir durumdur.

 

Türkiye’de okullarda, bizzat devlet baskısıyla ve zorunlu olarak, bütün çocuklara fiilen tek bir din ve tek bir mezhep öğretilmektedir. Bu durum, Türkiye gibi çok kültürlü, çok inançlı ve çok mezhepli bir toplumda, okuldan başlayarak birçok sorunun ve eşitsizliklerin doğmasına yol açmaktadır. Bu noktada farklı inançlara karşı açık bir ayrımcılık ortaya çıkarken, “tek din ve tek mezhep” üzerinden tüm toplumun tek tipleştirilmesini onaylamak mümkün değildir.

 

12 Eylül ürünü zorunlu din dersi dayatmasına ek olarak getirilen zorunlu seçmeli din dersi dayatması, son yıllarda karma eğitimin hedef haline getirilerek, sınıfların cinsiyete göre ayrılması, sıbyan mektebi uygulamaları, okullarda “değerler eğitimi” adı altında “tek din, tek mezhep” propagandası yapılması, ders kitaplarının içeriğinin dinselleştirilmesi, dini vakıf ve cemaatlerin MEB onayı ile okullarda dini propaganda faaliyetleri içine girmesi, kütüphane ve laboratuvarların kapatılarak mescide dönüştürülmesi gibi laik-bilimsel eğitim anlayışıyla çelişen uygulamalardan derhal vazgeçilmelidir.

 

Öğrencilerin eleştirel bir zihinsel yapı ile mi, yoksa kendilerine verilen bilgiyi aynen ezberleyerek kabul ettikleri bir eğitim yapısı ile mi yetiştirilecekleri sorusu önemlidir. Hiçbir toplum birbirinin aynı ve tamamen aynı inancı paylaşan insanlardan oluşmadığına göre, tüm inançlara aynı mesafede bulunması gereken devletin, laik eğitim ve laik yaşam ile çelişen adımlar atması tehlikeli ve son derecede yanlış bir uygulamadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÇATIŞMA BÖLGESİNDE YAŞAYAN ÇOCUKLARIN EĞİTİM HAKKININ ENGELLENMESİ

 

 

 

Bilindiği üzere 7 Haziran seçim sonuçlarını hazmedemeyen AKP, 1 Kasım seçimlerinden iktidarını güçlendirerek çıkmak için her türlü şiddet politikasına başvurmuştur. Eğitim hizmeti de AKP’nin söz konusu politikalarından büyük yaralar almıştır. Önce, turizme katkı sağlamak iddiasıyla okulların açılışı ertelenerek eğitim öğretim için uygun ortamın oluşturulmasından vazgeçilmiş, sonrasında ise öğretmenler, olmayan hizmet içi eğitimlere çağrılarak okulların boşaltılması sağlanmıştır. Bu süreç zarfında binlerce öğrencinin eğitim hakkı, doğrudan Milli Eğitim Bakanlığı eliyle gasp edilmiştir. Binlerce öğretmen ise öğrencilerinden zorla koparılmıştır.

 

TİHV raporlarına göre, 16 Ağustos 2015- 20 Nisan 2016 arasında 1 şehir merkezi ve 7 şehrin 22 ilçesinde onlarca mahalleyi kapsayacak şekilde en az 65 kez sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği il ve ilçelerde, 2015-2016 eğitim öğretim yılının başından itibaren eğitim hizmeti durmuştur. Nusaybin’de 32 bin, Derik’te 7 bin, Dargeçit’te 17 bin, Cizre’de 41 bin, Silopi’de 39 bin, Şırnak merkezde 40 bin, İdil’de 24 bin, Sur’da 30 bin, Silvan’da 28 bin ve Yüksekova’da 33 bin, toplamda yaklaşık olarak 300 bin öğrencinin eğitime erişim hakkı doğrudan ortadan kalkmıştır. Eğitim öğretime öngörülemez ve süresiz şekilde ara verilmesi; başta anayasa olmak üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nden kaynaklanan yükümlülüklere temelden aykırıdır ve ilgili mevzuat hükümlerinin açıkça ihlali anlamına gelmektedir.

 

Sokağa çıkma yasağı ilan edilen ilçe ve illerde; okula devam oranları ve okula devam edemeyen veya sınavlarına giremeyen çocuk sayıları, gözaltına alınan, tutuklanan çocukların sayıları, göçe maruz kalan çocuk sayısı tespit dahi edilememiştir. Sokağa çıkma yasağı ilan edilen yerlerde çocukların eğitim haklarının ellerinden alınması ve telafisi imkânsız mağduriyetler yaşamalarının yanı sıra özellikle Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sınavı’na (TEOG) giren 8’inci sınıf öğrencileri ile Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavı’na (LYS) başvuran öğrenciler yeni bir eşitsizlik ve ayrımcılık ile karşılaşmıştır. Nusaybin, Dargeçit, Derik, Şırnak Merkez, Cizre, Silopi, İdil, Sur, Silvan ve Yüksekova’da 8’inci sınıfa kayıtlı olan yaklaşık 20 bin öğrenci ile bu ilçelerde YGS ve LYS sınavına başvuran yaklaşık 13 bin öğrencinin haklarını gözeten hiçbir adım atılmamıştır.

 

Şubelerimizden edindiğimiz bilgilere göre; hukuksuz bir şekilde sokağa çıkma yasağı ilan edilen il ve ilçelerdeki tablo da şu şekildedir:

 

Sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı Diyarbakır / Sur ilçe merkezindeki 15 okul, 7 bin 450 öğrenci ve 300 öğretmen yaşananlardan birinci derecede etkilenerek, eğitim öğretimin dışında kalmıştır. Söz konusu 15 okulun 8’i yıkılmış, geriye kalanlara ise askeri yığınak yapılarak okullar karargâha dönüştürülmüştür. Öğrencilerin yaşam hakkının ihlal edildiği bir ortamda, Milli Eğitim Bakanlığı göstermelik uygulamalara başvurarak 5 okulu birleştirmiş ve öğrencilere taşımalı sistemle eğitim öğretim hizmeti sunmuştur. Ancak bu okullarda öğrencilerin %10 ile 15’i eğitimlerine devam edebilmiştir.

 

Şırnak/Cizre’de ise 600 öğrencinin öğrenim gördüğü Cizre Endüstri Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, emniyet amirliğine dönüştürülmüş, bin 200 öğrencinin öğrenim gördüğü İsmail Ebul İz Ortaokulu karakola dönüştürülmüştür. İmam Hatip Lisesi pansiyonuna ise özel harekat timleri yerleşmiştir. Yine 714 öğrencinin hizmet aldığı Atatürk Anadolu Lisesi pansiyonuna da özel harekat timleri yerleşmiştir. İstiklal Ortaokulu ise kapatılmış ve öğrencileri Nuh Nebi İlkokulu’na yönlendirilmiştir.

 

Şırnak/İdil’de ise 4 okulda [Cumhuriyet İlkokulu – Ortaokulu, Bener Cordan İlkokulu-Ortaokulu, İdil Anadolu Lisesi, Atatürk Ortaokulu] eğitim öğretim durmuştur. Bu ilçede 103 öğrencisi olan Zübeyde Hanım Anaokulu ile 320 öğrencisi olan Atatürk İlkokulu karakola dönüştürülmüştür.

 

Şırnak/Silopi’de ise 790 öğrencisi olan Cumhuriyet İlkokulu, 900 öğrencisi olan 23 Nisan Ortaokulu, 280 öğrencisi olan Senan İdin Anadolu Lisesi ve 100 öğrencisi olan Sevgiyolu Anaokulu kapatılmıştır. 1300 öğrencisi olan Cumhuriyet Ortaokulu, 202 öğrencisi olan Yavuz Selim İlkokulu, 600 öğrencisi olan Fatih İlkokulu, 810 öğrencisi olan Sevgi İlkokulu ve 280 öğrencisi olan Senan İdin Anadolu Lisesi pansiyonu karakola dönüştürülmüştür.

 

41 bin 127 öğrencinin eğitim öğrenim gördüğü Şırnak/Cizre’de sokağa çıkma yasağı süresince sadece 950 öğrenci telafi eğitimi görmüştür. Şırnak/Silopi’de sokağa çıkma yasağı kalktıktan sonra haftanın 6 günü, öğrencilere bulundukları okullarda telafi eğitimi verilmektedir. Şırnak’ın Şenoba ve Kumçatı beldelerinde ise yaklaşık 800 kadar 8. sınıf öğrencisine yatılı bölge okullarında telafi eğitimi verilmektedir. Geri kalan öğrenciler ise gittikleri yerlerde misafir öğrenci olarak okullara gitmektedirler. İdil’deki öğrenciler de çevre köylerdeki ve Mardin ilçelerindeki okullarda misafir öğrenci olarak eğitimlerine devam etmektedirler.

 

Toplam 100 okulun bulunduğu, bin 330 öğretmenin görev yaptığı ve 32 bin öğrencinin öğrenim gördüğü Mardin’in Nusaybin ilçesinde ise 11 okul kullanılamaz hale gelmiş ve 6 okul da karakola dönüştürülmüştür. Yine Mardin/Derik’te 2 okul, Mardin/Dargeçit’te ise 3 okul kullanılamaz hale gelmiştir.

 

Hak ihlallerinin yoğun olarak yaşandığı, çocukların hayatlarını kaybettiği bir ortamda dönemin Milli Eğitim Bakanı çocukların sorunlarını görmemiştir. Savaş travması yaşayan çocuklara o dönem içerisinde hiçbir psikolojik destek sunulmamıştır.Altyapısı hazırlanmadan, psikolojik destek sunulmadan çocuklar farklı okullara gönderilerek sorumluluktan kurtulmaya çalışılmış, çocuklar ve okullar kendi kaderine terk edilmiştir.

 

 

 

SONUÇ

 

 

 

Eğitimde 4+4+4 dayatması sonrasında okullarda yaşanan ve giderek derinleşen sorunları, acil çözüm bekleyen okula başlama yaşına ilişkin gelişmeleri, kalabalık sınıfları, okullarda yeterli altyapının olmamasını, fiziki donanım eksikliklerini, kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitimin önündeki engelleri, eğitim sisteminde yıllardır çözüm bekleyen sorunlardan ayrı ve bağımsız değerlendirmek mümkün değildir.

 

AKP iktidarı ve Milli Eğitim Bakanlığı eğitimdeki çürümenin ve mevcut karanlık tablonun öncelikli sorumlusudur. MEB, yıllardır yaptığı değişikliklerle eğitim sistemini yap-boz tahtasına çevirmiş, öğrenci ve velilerin kafasını karıştırmak dışında eğitimde somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirememiştir. Öğrencileri yarış atı gibi sınavdan sınava koşturan bir eğitim sisteminin, hangi model benimsenirse benimsensin, ne kadar başarılı olacağı tartışmalıdır.

 

Milli Eğitim Bakanlığı’na çağrımız tüm toplumun ve öğrencilerin geleceğini doğrudan olumsuz etkileyecek politika ve uygulamalara derhal son verilmesidir. Bunun için öncelikle hiçbir öğrencinin not ya da sınav baskısı altında kalmadan, kendi ilgi ve yetenekleri doğrultusunda, hangi alanda okuyacağına kendisinin karar vereceği bir eğitim sistemi oluşturulmalıdır.

 

Okul öncesi eğitimden başlayarak eğitim yatırımlarına, ders kitaplarının hazırlanmasından eğitim yöneticilerinin belirlenmesine; sınıf mevcutlarından eğitimin laik, bilimsel ilkeler doğrultusunda verilmesine, demokratik ve kamusal yönünün geliştirilmesine özen gösterilmelidir. Derslik, okul, öğretmen açıklarından eğitimin genel bütçe içindeki payına kadar, eğitimin hemen her alanında köklü bir değişime gereksinim vardır. Kamusal, parasız, demokratik, nitelikli, bilimsel ve anadilinde eğitimin önündeki engellerin kaldırılması için somut adımlar atılmalı, eğitimi ticarileştirme ve dinselleştirme adımlarına derhal son verilmelidir.