Rektörleri YÖK’ün Kriterleri Değil Üniversite Bileşenlerinin Tamamının İradesi Belirlemelidir!

Türkiye’de üniversitelerin yönetimi, üniversite bileşenlerince uzun süredir tartışma konusu yapılmaktadır. Ancak, 12 Eylül darbecilerinin YÖK’ün kuruluşunda ortaya koyduğu sistem, yıllar içinde iktidara gelen hükümet partileri tarafından eleştirilse de demokratik ve katılımcı bir sistem haline dönüştürülmemiştir. Bunun en önemli nedeni, siyasi iktidarların YÖK’ün sunduğu olanaklardan yararlanarak üniversiteleri kontrol ve denetleme arzusunun baki kalmasıdır.

 

 

Yakın zamanda basında yer alan haberlerde, yaklaşan çok sayıdaki rektörlük seçimleri öncesinde, rektör seçimi sisteminde yeni bir düzenlemeye gidileceği ifade edilmiştir. YÖK’ün söz konusu haberleri yalanlamadığı gözetilirse, yapılmak istenen değişikliklerle AKP’nin üniversiteler üzerindeki iktidarını  “ustaca” kullanmak istediğini söylemek mümkündür. Çünkü haberlerden, hali hazırda antidemokratik olan rektörlük seçimlerine dahi tahammül edilemediği, YÖK’ün belirleyeceği kriterlere göre aday olabilenler arasından Cumhurbaşkanı tarafından rektör atamasının yapılacağı ifade edilmektedir.

Halihazırda, rektörlük seçim sisteminin antidemokratik olmasının bazı nedenleri bulunmaktadır. Bu nedenlerden biri, rektörlük seçimlerinde sadece profesör, doçent ve yardımcı doçent unvanına sahip kişilerin oy kullanabilmesi; okutman, uzman, araştırma görevlisi, idari ve teknik personel, öğrenciler gibi oldukça geniş kesime oy hakkı verilmeyerek, üniversite bileşenlerinin iradesinin yok sayılmasıdır. Bir diğer neden ise, kısmi ve antidemokratik de olsa, öğretim üyelerinin oy kullanmasının dahi bir anlamı olmamasıdır. Çünkü rektör ataması, YÖK’ün önerdiği üç aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından yapılmaktadır. Yani en çok oyu alan kişi, rektör olarak atanamayabilmektedir. Başka bir neden ise rektörlerin yetkileri öylesine fazladır ve denetimleri öylesine zordur ki rektörler her şeyi ellerinde tuttukları güçle yapabilmektedir. Dolayısıyla YÖK ve Cumhurbaşkanı, bu yetkileri kullanacak kişiyi belirlerken üniversiteye ve topluma karşı sorumluluk taşıyanları değil, hükümete karşı taşıyacağı sorumluluğu kriter alarak belirlemektedir. Son günlerde barış talep eden akademisyenleri tehdit eden, etrafa nefret kusan rektör fazlalığının nedeni burada yatmaktadır!

İşte bu nedenledir ki bugüne kadar her fırsatta “milli irade” sözcüğünü dilinden düşürmeyenler, üniversite bileşenlerinin oy hakkının gasp edilmesini ve bu gasp karşısında ortaya çıkan talebi umursamamaktadır.

Açıktır ki AKP’nin ve YÖK’ün temel arzusu, üniversitelerin ve üniversite bileşenlerinin siyasi iktidar karşısında “hazır ol”da beklemesi, kendilerine saf bir itaat sergilemesidir. Dolayısıyla akademisyenlerin hedef haline getirildiği bir dönemde söz konusu rektörlük seçimlerinin tartışmaya açılması tesadüf değildir!

Eğitim Sen olarak, eleştirel ve yaratıcı düşünce için, insan, toplum ve doğa yararına bilgi ve hakikat üretimi için her şeyden önce akademik özgürlüklerin ve üniversitelerin kurumsal özerkliğinin garanti edilmesi gerektiğini belirtmek isteriz.  Bunun üniversitenin tüm çalışanlarının ve öğrencilerinin katılımıyla oluşturulacak kurullarla yönetilmesi ve denetlenmesi ile sağlanabileceğini düşünmekteyiz. Daha açık ifade etmemiz gerekirse;

  • Yükseköğretim kurumları nasıl bir eğitim-araştırma ve bilgi üretim sürecini örgütleyeceklerine tüm bileşenlerinin katılımıyla karar vermelidir.
  • Üniversite yöneticileri, ilgili akademik kurulların kararlarını uygulamakla yükümlü olmalıdır.
  • Sorumluluklarını yerine getirmeyen/görevini kötüye kullanan yöneticilerin hesap verecekleri süreçler belirlenmeli, yöneticiyi seçen kurullar, yöneticileri denetleme işlevini de yerine getirmeli ve belirli koşullar oluştuğunda seçtiği kişiyi görevden alma yetkisine sahip olmalıdır.

Üniversitelerin demokratik ilkeler etrafında yeniden örgütlenmeleri iç işleyişlerinin demokratikleşmesi ve bilimsel bilginin ulaşılabilir ve paylaşılabilir hale gelmesi için gereklidir. Bu nedenledir ki;

  • “Öğrencisinden çalışanına kurumun içerisinde yer alanların iktidarla kurdukları ilişki açısından “özgürlüğü”,
  • “Öğrenenin”den “öğreten”ine kadar, herkesin bilginin üretiminin ortak özneleri olmaları açısından “eşitliği”,
  • Bir üretken güç olarak bilgiyi ve bilgi üretimini denetlemeyi değil, onu üreten güçlerin geliştirilmesini ve çeşitlenmesini temel alan,
  • Özgürlüğü, kendisini oluşturanlar için isteyen

bir üniversite yönetim modeli geliştirilmelidir.

Taleplerimiz açık ve net olsa da AKP’nin ve YÖK’ün arzusunun üniversiteleri demokratikleştirmenin yakınından dahi geçmediğini çok iyi biliyoruz. Bu nedenledir ki Yükseköğretim Yasası’nda yapılacak değişikleri yakından takip ederek, taleplerimizin karşılık bulmasını hedefleyen bir mücadeleyi örgütleme kararlılığında olduğumuzun herkes tarafından bilinmesini istiyoruz!