64. Hükümet, Eğitimin Sorunlarını Daha Da Derinleştirmeyi Hedefliyor!

 

25 Kasım 2015 tarihinde Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından okunan 64. Hükümet Programı ile diğer alanlarda olduğu gibi eğitim ve yükseköğretim alanında geçtiğimiz yıllarda yaşanan ticarileştirme ve özelleştirmelerin durmaksızın süreceği ilan edilmiş, 10 Aralık 2015’te ise “64. Hükümet 2016 Eylem Planı” ile bir yıl içinde eğitimde yapılması planlanan kısa vadeli hedefler belirlenmiştir.

 

Tıpkı önceki hükümet programları gibi, 64. Hükümet Programı’nda da eğitimin acil çözüm bekleyen sorunları büyük ölçüde göz ardı edilmiş ve eğitimde bütün göstergeler alarm vermesine rağmen “pembe tablo” söylemleri sürdürülmüştür. AKP hükümeti, eğitime ilişkin hedefleri ile bir taraftan kamusal eğitimi tamamen tasfiye etmeyi amaçladığını bir kez daha ilan etmiştir.

64. Hükümet Programı’nda yer alan “Nitelikli Eğitim” başlığı altında “İktidarlarımız döneminde eğitim alanındaki temel altyapı ve erişim sorunlarını büyük ölçüde çözdük” denilerek milyonlarca öğrenci, öğrenci velisi ve sayıları 1 milyonu bulan eğitim ve bilim emekçileri ile resmen dalga geçilmektedir.

Eğitime bütçeden ayrılan pay rakamsal olarak artarken, son 13 yılda eğitim yatırımlarına ayrılan payın yarı yarıya azalmış olması, okullara gönderilen yetersiz ödenekler, fiziki donanım eksikliklerinin her geçen yıl artmasına neden olmuştur. Yıllardır okullar kendi ekonomik imkânlarını yaratmaya zorlanmakta, öğretmenler, öğrenci ve velilerle para toplama ilişkisine girmek zorunda bırakılmaktadır. Türkiye’de her dört okuldan üçü, en temel harcamalarında ödenek (yakacak, elektrik, doğalgaz, su vb.) sıkıntısı çekmektedir. Özellikle ilk ve orta dereceli okullarda ödenek yetersizliği nedeniyle fiziki altyapı ve donanım sorunları bulunmaktadır.

64. Hükümet Programı ve 2016 Eylem Planı’ndaki eğitime ilişkin hedefleri ana başlıklar halinde ele almak gerekirse;

Hükümetin “Değerler Eğitimi” Algısı ve Pratiği Sorunludur

Hem 64. Hükümet Programı, hem de 2016 Eylem Planı’nda yer alan “Toplumsal değerlerimizin daha fazla özümsenmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması için değerler eğitiminin, eğitim ve öğretim sisteminin bütü­nünde yer alması sağlanacaktır” ifadesi ilk bakışta normal değerlendirilebilecek iken, hükümet ve MEB’in “değerler eğitimi” ifadesi ile sadece “dini değerleri” anladığını okullarda yaşanan örnekler göstermektedir.

MEB, okullarda çeşitli dini vakıf ve derneklerle işbirliği ile belli bir dinin (İslamiyet), yine belli bir mezhebinin (Sünni/Hanefi) değerlerini tüm öğrencilere “değerler eğitimi” adı altında dayatmaya çalışmaktadır. Oysa yapılması gereken insanlık tarihi içinde ortaya çıkmış ve tüm insanlık için aynı anlama gelen temel evrensel değerlerin (saygı, sevgi, barış, kardeşlik, dayanışma, sorumluluk, vb.) okullarda öğretilerek, öğrencilerde davranış haline gelmesinin sağlanmasıdır. Evrensel özellik gösteren, farklılıklara duyarlı olan, doğrudan bilgilendirici ve çocukların davranışlarını olumlu etkileyen değerlerin çocuklara öğretilmesi gerekmektedir.

Eğitimde Müşteri Odaklı “Kalite” Değil, İnsan Odaklı “Nitelik” Önemlidir 

64. Hükümet Programı ve 2016 Eylem Planı’nda yer alan “Eğitimde kalite en öncelik verdiğimiz alanlardan biri olacaktır. Bu kapsamda ‘Eğitimde Kalite Seferberliği’ni başlatarak, ‘Eğitim Kalite En­deksi’ hazırlayacağız” ifadesi, iktidarın temel bir insan hakkı olan eğitim hakkına nasıl piyasacı ve rekabetçi bir bakış açısıyla yaklaştığını göstermektedir.

Kalite; “Müşterilerin istek ve beklentilerine uygun üretim” anlamına gelmektedir. Herhangi bir alımında kaliteden bahsedildiğinde, ortada hem alınıp satılabilen bir mal (meta) hem de alım satım ilişkisinin tarafı olan “satıcı-müşteri” ilişkisinin olması gerekir. Eğitim kurumları “mal üreten” değil, insan yetiştiren kurumlardır.

Hükümetin “Eğitimde Kalite Endeksi” oluşturmaktaki amacı, eğitim hizmetlerinde yaşanan ticarileştirme ve özelleştirme uygulamalarının artarak süreceği ve eğitimin tamamen piyasa ilişkilerinin içine çekileceğinin itirafıdır. Okulların giderek birer “şirket” gibi yönetildiği, eğitim faaliyetlerinin “ticari işletme” mantığıyla yürütülmeye devam edileceği 64. Hükümet Programı ve 2016 Eylem Planı’nda açıkça belirtilmektedir.

Hükümetin “Tam Gün Eğitim” Hedefi Gerçekçi Değildir

64. Hükümet Programı’nda yer alan “Okullarda ikili öğretime son verme hedefi doğrultusunda, tüm okul­larımızda tam gün eğitim-öğretime geçilmesi için yeter sayıda derslik inşasına devam edeceğiz” ifadesi aşırı iyimser bir temenni olmaktan ileri gitmemektedir.

Türkiye’de özellikle 4+4+4 sonrasında yaşanan okul dönüşümleri sonucunda ikili eğitimde belirgin bir artış olmuş, tam gün olması gereken okul öncesi eğitimde bile “ikili eğitim” zorunluluğu getirilmiştir. Hükümetin okullarda tam gün eğitime geçilmesi hedefi bu nedenle gerçeklikten uzaktır.

‘Ulusal Öğretmen Strateji Belgesi’ ile Ne Amaçlanıyor? 

64. Hükümet Programı ve 2016 Eylem Planı’nda yer alan bir diğer vaat, Ulusal Öğretmen Strateji Belgesi’nin hazırlanmasıdır. MEB daha önce bu konuda kapsamlı bir taslak çalışması yapmış, eğitimde piyasa değerlerini temel alan taslak çalışmasına ilişkin sendikamız tarafından kapsamlı bir değerlendirme raporu hazırlanıp kamuoyu ile paylaşılmıştır.

Türkiye’deki istihdam politikalarının geleceğini belirleyeceği iddia edilen ve çalışma yaşamının tüm alanlarında esnek, güvencesiz ve angarya çalışmayı hedefleyen “Ulusal İstihdam Stratejisi”nin ardından, öğretmen yetiştirme sistemi ve öğretmen istihdamını günümüzün piyasa değerleri olan “rekabet”, “verimlilik”, “akreditasyon”, “performans”, “stratejik hedefler” vb. gibi kavramlar üzerinden şekillendirmek amacıyla, MEB tarafından 2013 yılında “Ulusal Öğretmen Strateji Belgesi Taslağı” hazırlanmıştır. Başından sonuna piyasacı bir dille hazırlanan ve öğretmen yetiştirme ve eğitim yönetiminde “piyasanın ihtiyaçları”na vurgu yapan ‘Ulusal Öğretmen Strateji Belgesi’nin yeniden gündeme getirilmesi dikkat çekicidir.

Eğitimde yaşanan yoğun ticarileştirme ve özelleştirme uygulamaları, bu alandaki istihdam biçimlerinin hızla esnekleşmesini, bu hizmetlerin “piyasa ihtiyaçları” gözetilerek yürütülmesini beraberinde getirmiştir. Hükümet ve MEB’in öğretmen yetiştirme ve eğitim yönetiminde yaşanan sorunların asıl nedenlerini sorgulamak yerine, eğitim sistemini “piyasanın ihtiyacı”nı gözeterek ele alması, eğitimde yaşanan çürümenin artarak süreceğini göstermektedir.

Eğitimde Finansman Çeşitliliğini Arttırmaktan Kasıt Kamu Finansmanının Payını Azaltmak

Hükümet programında yer alan “Eğitimin finansman kaynaklarını çeşitlendirip artıracağız. Bu kapsam­da, eğitimin finansmanında özel sektörün payının artırılması yönünde kamu-özel ortaklığı gibi yeni arz ve işletim modellerinin kullanılmasını sağlayacağız.” ifadesi ile yıllardır fiilen uygulanan kamu kaynaklarının özel okullara “teşvik” olarak aktarılması uygulamasına devam edileceği belirtilmektedir. 2008’den bu yana özel okullara aktarılan kamu kaynağı miktarı 10 milyar TL’ye ulaşmış durumdadır.

Eğitimde kamusal boyutu gerileterek piyasacı zihniyeti öne çıkarmaya yönelik faaliyetler arasında önem taşıyan bir diğer önemli boyut, kamu-özel ortaklığı faaliyetleri aracılığıyla okullarda kamusal finansmanın özel kesimden, şirketlerden sağlanan finansmanla yer değiştirmesine yönelik çabalardır. FATİH projesi, 33 ilde yapılması planlanan eğitim kampüsleri vb. gibi uygulamaların temelinde kamu kaynaklarının özel öğretime aktarılarak, eğitimin ticarileştirilmesi ve özelleştirilmesi hedefi bulunmaktadır.

AKP iktidarları döneminde eğitim bütçesi rakamsal olarak artmış gibi görünse de eğitim yatırımlarına ayrılan pay yarı yarıya azaltılarak, eğitimin finansmanı ağırlıklı olarak halkın sırtına yıkılmaya çalışılmıştır. Halkın cebinden yaptığı eğitim harcamalarında son 13 yıl içinde 5 kattan fazla artış yaşanmış olması, devletin eğitime ayırması gereken kamu kaynaklarını özel okullara aktarmasının somut bir sonucu olarak karşımızda durmaktadır.

Mesleki Eğitim Adım Adım Piyasaya Devrediliyor

64. Hükümet Programı ve 2016 Eylem Planı’nda yer alan mesleki eğitime ilişkin hedefler, bugüne kadar mesleki ve teknik eğitimi özel sektörün ihtiyaçları doğrultusunda düzenleme ve özel meslek liselerine yönelik kaynak transferinin artarak süreceğini göstermektedir.

Hükümet programında mesleki ve teknik eğitime ilişkin olarak “Meslek liselerinde özel kesimin katkısını artıracağız. Kamu-özel kesim işbirliği ile meslek liselerini ve meslek yüksekokullarını yeniden yapı­landıracağız”, “Şirketlerin sektörlerine yönelik özel mesleki ve teknik eğitim okulu açabilmeleri için düzenleme yapacağız” hedefleri ile 2016 Eylem Planı’nda yer alan “Mesleki ve teknik eğitim kurumlarının yönetim yapısına, iş piyasası aktörleri ve sektör temsilcileri dâhil edilerek sektörün mesleki ve teknik öğretimi yönlendirmedeki etkisi artırılacaktır” hedefinin tek anlamı, mesleki ve teknik eğitimin büyük ölçüde piyasa aktörlerinin denetimine bırakılacağıdır. Mesleki ve teknik eğitimde uygulamaya daha fazla önem verileceğinin belirtilmesinden, mesleki ve teknik eğitimde “staj sömürüsü” uygulamasının “piyasa aktörleri”nin istekleri doğrultusunda yaygınlaştırılacağı anlaşılmaktadır.

Sonuç

64. Hükümet programı eğitime ilişkin bugüne kadar atılan adımlar ile önümüzdeki dönemde yapılacaklar açısından önceki yıllardan farklı bir şey söylememektedir. 13 yılı aşkın bir süredir tek başına iktidarda olan AKP’nin Türkiye’nin tüm sorunları konusunda olduğu gibi, eğitim konusunda da “Yaptıklarını yapacaklarının teminatı” olarak görmek gerekmektedir.

AKP’nin eğitimi ve yükseköğretimi ticarileştirme ve bir bütün olarak eğitimi özelleştirme politikalarına karşı tüm eğitim ve bilim emekçilerini, kamusal eğitim hakkı elinden alınan çocuk ve gençlerimizi, onların ailelerini birlikte ve örgütlü hareket etmeye kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim mücadelemizi ortaklaştırmaya çağırıyoruz.

 

ŞUBE YÜRÜTME KURULU