HALK İÇİN BÜTÇE, DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE İSTİYORUZ! 03/12/2019

Ekonomik krizin ücretli kesimleri, dar gelirlileri adeta cendereye aldığı bir süreçten geçiyoruz. Yaşam ve çalışma koşullarımızın her geçen gün daha da zorlaştığı bu yakıcı süreçte, başta emekçi sınıflar ve dar gelirliler olmak üzere, 81 Milyonun geleceğini yakından ilgilendiren bütçe yasa teklifinin TBMM’deki görüşmeleri sürüyor.
Veriler büyüme masallarının sona erdiğini göstermektedir.
Resmi işsizlik %14,2 ile son 15 yılın en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Devletin resmi rakamları, mevsimsel çalışmayla artış beklenen Ağustosta dahi istihdamın azaldığını, işsiz sayısının 4 Milyon 650 bine ulaştığını göstermektedir. Her 100 Gençten 28’i, her 100 Genç Kadından 43’ü işsizdir.
İş bulma ümidini kaybedenleri, iş aramayan ancak çalışmaya hazır olanları, mevsimlik ve zamana bağlı eksik çalışanlar da ekleyerek ulaşılan geniş tanımlı işsizlik oranı %20,6’ya, işsiz sayısı ise 7 milyon 305 bine ulaşmıştır.
Sadece işsizlik değil, hayat pahalılığı da artmaya devam etmektedir. TÜİK’e göre Ekim itibarıyla tek haneye inen enflasyon emekçilerin, halkın hanesine uğramamıştır.

Yıllık resmi enflasyon, baz etkisinin yanı sıra arkası gelmeyen Ali Cengiz oyunları ile %8,55 ile tek haneye inmiş gözükse de, 12 aylık ortalamalara göre resmi enflasyon %16,81 ile yıllık enflasyonun yaklaşık iki katına ulaşmıştır.

TÜİK verilerine göre 12 aylık ortalama Gıda Enflasyonu %22,5, Ev Eşyası Enflasyonu %22,77, Çeşitli Mal ve Hizmetlerde yaşanan enflasyon ise %24,55’tir.

İğneden ipliğe zam yağmurunun hız kesmeden sürdüğü koşullarda, TÜİK resmi enflasyonuyla bizim yaşadığımız gerçek enflasyon arasındaki uçurum büyümektedir.
Özelikle elektrik ve doğalgaz fiyatlarına yapılan fahiş zamlar, kış aylarına girdiğimiz bugünlerde kabusumuz olmaktadır.
Artmaya devam eden hayat pahalılığı sonucunda halk tüketimini alabildiğine kısmıştır.
Resmi veriler, gelir dağılımında yaşanan adaletsizliğin de artmaya devam ettiğini ortaya koymaktadır.
TÜİK araştırmasına göre, %26,5 oranı ile Türkiye Avrupa’da ciddi maddi yoksunluk oranın en yüksek olduğu ülkedir.
Türkiye’de her bin kişiden 265’i; çamaşır makinesi-renkli televizyon-telefon-otomobil-beklenmedik harcamalar-evden uzakta bir haftalık tatil -kira, konut kredisi, borç ödemeleri- evin ısınma ihtiyacı- 2 günde bir et, tavuk, balık içeren yemekten oluşan 9 maddeden en az 4 ünü ekonomik olarak karşılayamamaktadır.
Emeği ile geçim mücadelesi veren tüm kesimler gibi kamu emekçilerinin de sorunları artmaktadır. Toplu sözleşmelerle sefalet oranında artırılan maaşlarımız, hayat pahalılığı karşısında erimeye devam etmektedir.

Artan işsizliğin, yoksulluğun insanlarımızı intihara sürüklediği, kapılarında “Dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin" yazan, yoksulluğun sindiği evlerden cansız bedenlerin çıkarıldığı 2019’un Türkiye’sinde, milyonların çaresizliği rakama, veriye ihtiyaç bırakamamaktadır.
İktidarın suni gündem yaratma çabaları ve çizilen pembe tablolar emekçi sınıfların, yoksullaştırılan halkın yaşadığı gerçeği perdelemeye yetmemektedir.
Milyonlarca işsiz iş, yoksulluğa sürüklenen emekçiler insanca yaşanacak bir ücret, adil bir gelir dağılımı, vergi yükünün azaltılarak vergide adaletin sağlanmasını, ülkenin kaynaklarının %1’lik mutlu azınlık için değil, %99’un genel yararı için kullanılmasını beklemektedir.
Emekçilerin, halkın bu taleplerine cevap vermesi gereken bütçe, yine kapalı kapılar ardında görüşülmektedir. TBMM Plan ve Bütçe komisyonunda yapılan görüşmelere emek, meslek ve demokratik kitle örgütlerinin katılımı engellenmiştir.
Maaşlarımızdan kaynakta kesilen Gelir Vergisinden, tüketimde ödediğimiz KDV ve ÖTV’ye alınan vergilerin nereye, kime harcanacağına ilişkin bizlere hiçbir söz hakkı tanınmamaktadır. Halkın, emekçilerin bütçe hakkı bir kez daha yok sayılmaktadır.
Türkiye’de bütçeler; ülke kaynaklarının, emekçilerden, halktan alınan vergilerin sermayeye-patronlara, yandaşlara aktarılmasının bir aracı haline dönüşmüştür.

Vergide adaletin sağlanması için öncelikle çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınmalıdır. Oysa Türkiye’de yıllardır tam tersi bir durum vardır.

Özelleştirmeler, eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamu hizmetlerinin piyasaya açılmasıyla, ödediğimiz vergiler de artık bize “yol, su, elektrik olarak dönmemektedir.”

Bizler gelir dağılımı adaletsizliğini daha da derinleştiren, omuzlarımıza yıkılan vergi yükünü daha da artıran, cebimizden alınanları işverenlere-patronlara, yandaş müteahhitlere teşvik, prim desteği,‘hazine garantisi’, faiz olarak aktarmayı, savunma ve güvenlik adı altında savaş harcamalarını artırmayı temel alan bu BÜTÇEYİ KABUL ETMİYORUZ!

Yolsuzluğa, yoksulluğa, ekonomik krize ve savaş bütçesine, Suriye’de emperyalist/kapitalist blokların sürdürdükleri savaşlara, AKP’nin halkları kutuplaştıran, kamplaştıran yayılmacı, fetihçi politikalarına karşı emekçilerin ihtiyacı olan adalet, demokrasi ve barış taleplerimizi daha gür ifade etmek üzere bölge mitingleri gerçekleştireceğiz.

KRİZİN FATURASINI BİZE YIKAN DEĞİL, EMEKTEN-HALKTAN YANA BÜTÇE, DEMOKRATİK BİR ÜLKE İSTİYORUZ.

Bütçe Hakkımız Önündeki Engellerin Kaldırılması İçin;

Vergide Adaletin Sağlanması ve Emekçiler Üzerindeki Vergi Yükünün Azaltılması İçin:

Toplanan Vergilerin Halka Ve Emekçilere Dönmesi İçin; Tüm emekçileri, emeğin dostlarını, demokrasi güçlerini, halkımızı 8 Aralık’ta İstanbul’daki Bölge Mitingimize hep birlikte katılmaya çağırıyoruz!

03.12.2019 KESK ÇANAKKALE ŞUBELER PLATFORMU